Tarih: 04.03.2026 00:01

3 Mart Devrim yasalarının yıl dönümü: Türk aydınlanmasının temeli

Facebook Twitter Linked-in

3 Mart 1924'te Türkiye, çok önemli bir kader anından geçti. Türk Devrimi, Atatürk önderliğinde laiklik ve çağdaşlaşma yolunda en önemli adımlardan üçünü bir defada attı. Hilafet kaldırıldı, Şe'riyye ve Evkaf Vekâleti ilga edildi. Tevhid-i Tedrisat Kanunu da yine aynı gün kabul edildi.

Kurtuluş Savaşının ardından bağımsız cumhuriyetimiz kurulmuş; cumhuriyetimizin özünü oluşturan laikliği ve halk egemenliğini güçlendirmek için art arda devrim yasaları yapılmıştır.

3 Mart 1924'te TBMM'nin onayladığı, "Hilafetin Kaldırılması, Şer'iye ve Evkaf Vekâletinin Kaldırılması; Eğitim ve Öğretim Birliği Yasaları" aynı amaçla yapılan, anlamı ve özü aynı olan, cumhuriyet tarihimizi çağdaş dünya ile yarışa hazırlayan Türk Devriminin en büyük ve çok güçlü üç adımıdır.

Üç Devrim Yasası ile laikliğin temelleri atılmıştır. Üç Devrim Yasasının amacı akılcı, bilimsel ve sanatsal laik eğitimle çağdaş bir toplum oluşturmaktır. Her inanç ve kökenden cumhuriyet yurttaşlarının tümü yurttaşlık bilinciyle aydınlanma yolunda birlikte ilerleyecekti. Çünkü cumhuriyet, her inanç ve kökenden bireye yurttaş kimliği kazandırmıştı; özgür istenciyle, özgürce düşünen yurttaşlar laik eğitimle bilimsel ve sanatsal olandan başka doğru tanımayacak, dindışı yalanlarla kandırılmayacaktı.

Ne yazık ki 1950'den sonra devrim yasaları su almaya başladı ve karşıdevrimciler günbegün güç kazandı. 2000'ler Türkiye'sine gelindiğinde aklın öncülüğünü, bilimsel ve sanatsal olanı öteleyen siyasalarla yalnız Üç Devrim Yasası değil, Türk Devriminin her aşaması örselendi.

Mustafa Kemal Atatürk'le, İsmet İnönü'yle, Türk Devriminde emeği olan bütün cumhuriyetçilerle hesaplaşma, kabile devletlerinde bile görülmeyen bir değerbilmezlikle sergilenir oldu.

Laik eğitime büyük tahribat yapıldı; laik eğitimle bilimsel aklın sahibi ve koruyucusu olması gereken üniversiteler medreseleşti. Ulusal bayramların, değerlerin coşkusu silindi; yargı bağımsızlığı, düşünce ve basın özgürlüğü yaralandı. 1924'te yaşama geçen Üç Devrim Yasası, 1928'deki Harf ve 1932'deki Dil Devrimlerinin de öncüsü olmuş; dil ile din ilişkisinin bilimsel veriler ve yasalarla kurulması gerektiğini göstermiştir.

LAİKLİĞİN VE KADINLARIN GÜVENCESİ

Üç Devrim Yasası, laik cumhuriyetin ve özellikle kadınlarımızın güvencesidir; çünkü gericiliğin ilk hedefi cumhuriyetin bütün kurumları ve kadınlardır. Kadınlar, cumhuriyet devrimleriyle elde ettikleri kazanımları korumak ve geliştirmekte kararlı olmalıdır.

Ülkemizin yeniden Atatürkçü düşünceyle ayağa kalkması için her aydın, akıl ve hukuk dışı olanı kabul etmemekte kararlı olmalıdır. Her yurttaş Anayasanın, "Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir" ilkesinden ödün vermemekte kararlı olmalıdır.

TÜRK MİLLETİ SIRTINDAN HİLAFET KAMBURUNU ATTI

Hilafetin kaldırılması, 3 Mart 1924'te Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yürütülen yoğun ve tarihsel temellere dayanan tartışmaların ardından karara bağlandı. Süreç, yalnızca siyasal bir tercih değil; aynı zamanda tarihsel ve kurumsal bir muhasebenin sonucuydu.

Gerçekte hilafet kurumu, İslam tarihinin erken döneminden itibaren tartışmalı bir yapıya sahipti. İlk dört halife döneminden sonra yönetim biçimi fiilen saltanata dönüşmüş, "halife" unvanını taşıyan yöneticiler çoğunlukla hanedan egemenliğini temsil etmişti. Üstelik tarih boyunca aynı anda birden fazla halifenin ortaya çıktığı dönemler yaşanmış, bu da kurumun evrensel ve tartışmasız bir otorite olma niteliğini zayıflatmıştı.

Türklerin İslam dünyasındaki yükselişiyle birlikte, özellikle Selçuklu döneminde siyasal otorite ile dini otorite arasında belirgin bir ayrım oluşmuş; Abbasi halifesi sembolik konumda kalırken devlet yönetimi sultanların elinde toplanmıştı. Bu durum, din ve devlet işlerinin fiilen ayrıldığı bir modelin yüzyıllar önce uygulanmış olduğunu gösteriyordu. Zamanla hilafet, siyasi ağırlığını büyük ölçüde yitirmiş ve uzun dönemler boyunca belirleyici bir kurum olmaktan çıkmıştı.

Osmanlı döneminde de hilafet unvanı özellikle klasik çağda devlet yönetiminin merkezinde yer almadı. Ancak 19. yüzyılın sonlarında, II. Abdülhamid döneminde İslamcılık siyaseti çerçevesinde hilafet daha görünür bir ideolojik araç haline geldi.

Meclis görüşmelerinde Mustafa Kemal Atatürk ve dönemin Adalet Bakanı Seyyid Bey, hilafetin tarihsel gelişimini ayrıntılı biçimde ele alarak meselenin dini değil, siyasi bir kurum olduğu tezini ortaya koydular. Yapılan değerlendirmeler sonucunda hilafetin, yeni kurulan Cumhuriyet'in egemenlik anlayışıyla bağdaşmadığı kanaatine varıldı ve kurum kaldırıldı. Böylece laikleşme yolunda en kritik eşiklerden biri aşılmış oldu.

Aynı gün kabul edilen düzenlemelerle Şer'iye ve Evkaf Vekâleti de kaldırıldı. Din hizmetlerini yürütmek üzere Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu; vakıf işlerini düzenlemek amacıyla ise Vakıflar Genel Müdürlüğü oluşturuldu. Bu adımlar sayesinde dini kurumlar devlet yapısı içinde hukuki bir çerçeveye oturtuldu; yönetim sistemi dinsel otoriteden bağımsız hale getirildi.

3 Mart 1924'te atılan bu adımlar, Türkiye Cumhuriyeti'nin çağdaş, ulusal ve laik bir devlet olarak kurumsallaşmasının temel taşları arasında yer aldı.

ÇAĞDAŞ ULUSLAŞMANIN TEMELİ

3 Mart 1924'te kabul edilen düzenlemeler içinde belki de toplumsal dönüşümü en derinden etkileyen adım, Tevhid-i Tedrisat Kanunu oldu. Eğitimde Birlik Yasası yalnızca medreselerle modern okullar arasındaki ikili yapıyı ortadan kaldırmadı; aynı zamanda farklı inanç gruplarının, mezheplerin ve cemaatlerin kendi eğitim düzenlerini kurduğu dağınık yapıya da son verdi. Eğitim, devletin gözetiminde, bilimsel ve çağdaş esaslara dayalı tek bir sistem altında toplandı.

Bu hamle, sıradan bir idari düzenleme değil; çağdaş bir ulus inşa projesiydi. Çünkü ortak bir gelecek kurmanın yolu, ortak değerlerle ve eşit imkânlarla yetişen bireylerden geçer. Standart, laik ve bilimsel eğitim; yurttaşlık bilincini güçlendiren, toplumsal bütünlüğü sağlayan en temel araçtır. Tevhid-i Tedrisat, çağdaş Türk ulus devletinin insan kaynağını şekillendiren ana damar olmuştur.

Aradan geçen onca yıla, yaşanan tartışmalara ve çeşitli aşındırma girişimlerine rağmen Türkiye'nin toplumsal dokusunun hâlâ güçlü kalabilmesinde bu tarihsel adımın payı büyüktür. Laik hukuk düzeni ve eğitim birliği, ülkenin istikrarının en önemli dayanakları arasında yer almaktadır.

Bugün dünyanın farklı coğrafyalarında süren çatışmalar, iç savaşlar ve özgürlük kısıtlamaları düşünüldüğünde; laiklik ilkesinin ve çağdaş eğitim anlayışının değeri daha net görülmektedir. Kadın haklarından düşünce özgürlüğüne, hukukun üstünlüğünden toplumsal barışa kadar pek çok alanda elde edilen kazanımların temelinde bu dönüşüm yatmaktadır.

3 Mart, yalnızca geçmişte atılmış bir adımın yıldönümü değil; aklın ve bilimin rehberliğinde yükselen bir toplum idealinin simgesidir. Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere Türk Devrimi'nin tüm öncülerini saygı ve minnetle anarken, laikliğin ve çağdaş eğitimin değerini bir kez daha hatırlıyoruz.

3 Mart Laiklik Günü kutlu olsun.

 

 

 

Kaynak: Haber Merkezi




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —