Modern yaşamın yoğun temposunda ihmal edilen "siesta" geleneğinin, beynin veri işleme ve depolama mekanizması üzerinde hayati bir rol oynadığı belirlendi.
Yapılan son nörolojik çalışmalar, gün ortasında ayrılan kısa bir zaman diliminin yalnızca yorgunluğu gidermekle kalmadığını, aynı zamanda gri madde işlevlerini optimize ettiğini ortaya koydu.
Almanya'daki Saarland Üniversitesi bünyesinde yürütülen kapsamlı bir araştırma, uyku ve bellek performansı arasındaki ilişkiyi mercek altına aldı.
Deney grupları üzerinde yapılan gözlemler sonucunda, yaklaşık 45 dakika süren bir öğle uykusunun, öğrenilen bilgilerin kalıcı hafızaya aktarılma hızını tam beş kat artırdığı gözlemlendi.
Araştırmacılar, bu süreçte beynin "hipokampus" bölgesinde gerçekleşen veri transferinin, kısa süreli uykularla çok daha verimli hale geldiğini vurguladı.
Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Harvard Tıp Fakültesi Uyku Tıbbı Bölümü'nden Dr. Robert Stickgold, kısa süreli uykuların nörolojik ağlar üzerindeki etkisini şu sözlerle ifade etti:
"Kısa süreli uyku seansları, beynin gün boyu topladığı karmaşık verileri ayıklayarak uzun süreli belleğe işlemesine olanak tanıdı. Bu süreç, zihinsel bir temizlikten ziyade, sistemin en üst düzeyde verimlilikle çalışması için yapılan bir yapılandırma hamlesi olarak kayıtlara geçti."
California Üniversitesi'nden nörobilimci Prof. Dr. Matthew Walker ise, uykunun öğrenme öncesindeki hazırlık aşamasına dikkat çekti.
Walker, gün ortasında uyuyan bireylerin dikkat sürelerinin ve problem çözme yeteneklerinin, uyumayanlara oranla belirgin bir farkla yükseldiğini belirtti.
Walker, bu durumun beynin bilgi depolama kapasitesini tazelediğini ve yeni verilere yer açtığını dile getirdi.
Haberde yer alan bulgular, iş ve eğitim dünyasındaki performans beklentilerinin ancak biyolojik saatle uyumlu hareket edildiğinde karşılanabileceğini gösterdi.
45 dakikalık bu stratejik mola, modern insanın bilişsel tükenmişlik yaşamasının önüne geçen en doğal mekanizma olarak tanımlandı.
Kaynak: Haber Merkezi