Aksaray Üniversitesi'nde düzenlenen "28 Şubat'ın Ekonomik ve Siyasi Boyutları" panelinde konuşan akademisyenler, sürecin Türkiye'ye en az 330 milyar dolarlık ekonomik maliyet oluşturduğunu belirtti. Panelde 28 Şubat'ın yalnızca siyasi değil, toplumsal ve ekonomik açıdan da derin izler bıraktığı vurgulandı.
Aksaray Üniversitesi (ASÜ) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Konferans Salonu'nda gerçekleştirilen "28 Şubat'ın Ekonomik ve Siyasi Boyutları" konulu panelde, 28 Şubat süreci farklı yönleriyle ele alındı. Programa ASÜ Rektörü Prof. Dr. Alpay Arıbaş, rektör yardımcıları, akademik ve idari personel ile öğrenciler katıldı. Panelde, sürecin demokrasi tarihi içindeki yeri, ekonomik sonuçları ve toplumsal etkileri akademik çerçevede değerlendirildi.
Panelin açılış konuşmasını yapan ASÜ Rektörü Prof. Dr. Alpay Arıbaş, Türkiye'nin demokrasi tarihinde askeri müdahalelerin belirli aralıklarla tekrarlandığını ifade etti. 28 Şubat sürecinin diğer darbelerden farklı bir yöntemle gerçekleştiğini belirten Arıbaş, bu dönemin "post-modern darbe" olarak tanımlandığını söyledi.
Arıbaş, "Bu süreçte doğrudan silahlı müdahale yerine çeşitli kurum ve mekanizmalar devreye sokuldu. Ancak sonuç itibarıyla hedef, mevcut yönetimi değiştirmekti" dedi.
Darbelerin ve muhtıraların çoğu zaman anayasal gerekçelerle meşrulaştırılmaya çalışıldığını belirten Arıbaş, "Bu savunmalar hukuki temelden yoksundu" ifadelerini kullandı.
Panelde ilk sunumu yapan ASÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Erşan Sever, 28 Şubat sürecinin ekonomik etkilerini başlıklar halinde değerlendirdi. Her askeri müdahalenin yalnızca siyasi değil; ekonomik, toplumsal ve sosyolojik sonuçlar doğurduğunu belirten Sever, bu etkilerin uzun yıllar devam ettiğini ifade etti.
Sever, yüksek borçlanmanın yüksek reel faiz oranlarını beraberinde getirdiğini belirterek, "28 Şubat sürecinde reel faizler olağanüstü seviyelere ulaştı. Bu durum hem kamu maliyesini zorladı hem de özel sektörü yatırım yapmaktan uzaklaştırdı" dedi.
Faiz yükü, finansal sektör zararları, yatırım kayıpları ve kriz maliyetleri birlikte değerlendirildiğinde sürecin Türkiye'ye en düşük hesapla yaklaşık 330 milyar dolar maliyet oluşturduğunu söyleyen Sever, bu rakamın dönemin yaklaşık 200 milyar dolarlık yıllık milli gelirine kıyasla 1,5 yıllık üretime karşılık geldiğini vurguladı.
Prof. Dr. Sever, 1994 sonrası mevduata getirilen devlet garantisinin kötüye kullanıldığını, 1994–2003 yılları arasında 25 bankanın Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na devredildiğini hatırlattı.
Finansal sistemdeki bozulmanın ve kamu bankalarındaki görev zararlarının 2001 ekonomik krizinin zeminini hazırladığını belirten Sever, yalnızca faiz yükünden kaynaklanan maliyetin 119 milyar dolar olduğunu söyledi. Yabancı sermaye girişlerinin sınırlı kaldığını da ifade eden Sever, Türkiye'nin benzer ülkeler karşısında ciddi fırsat kaybı yaşadığını dile getirdi.
Panelde söz alan İİBF Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Akıncı ise sürecin siyasi ve toplumsal boyutlarına dikkat çekti. Sincan'da tankların yürütülmesini hatırlatan Akıncı, bunun kamuoyuna yönelik planlı bir mesaj olduğunu söyledi.
28 Şubat 1997'de alınan 18 maddelik MGK kararlarının anayasal olarak tavsiye niteliğinde olduğunu belirten Akıncı, kararların fiili baskı unsurlarıyla uygulamaya konulduğunu ifade etti.
Akıncı, "8 yıllık kesintisiz eğitim kararı teknik olarak imam hatip liselerinin ortaokul kısımlarının kapatılması anlamına geliyordu" dedi.
Katsayı uygulamasıyla imam hatip ve meslek lisesi mezunlarının üniversiteye girişte dezavantajlı hale getirildiğini belirten Akıncı, bu uygulamaların uzun vadede kalifiye eleman sorununa yol açtığını söyledi.
2012 yılında yayımlanan Meclis Araştırma Komisyonu raporlarına atıfta bulunan Akıncı, Batı Çalışma Grubu aracılığıyla kamu kurumlarında fişlemeler yapıldığını, kişilerin sosyal yaşam tercihlerinin dahi soruşturma konusu haline getirildiğini aktardı.
Üniversitelerde başörtüsü yasağının sert biçimde uygulandığını belirten Akıncı, eğitim hakkının engellenmesinin toplumsal travmaya yol açtığını ifade etti.
Akıncı, sürecin medya boyutuna da değinerek, özel televizyon kanallarının yaygınlaştığı dönemde yoğun bir algı yönetimi yapıldığını söyledi.
Konuşmasının sonunda 28 Şubat sürecini "kayıp yıllar" olarak nitelendiren Akıncı, yaşananların hem ekonomik hem de toplumsal açıdan ciddi maliyetler doğurduğunu dile getirdi.
Program, panelistlerin katılımcıların sorularını yanıtlamasının ardından teşekkür belgesi takdimi ve hatıra fotoğrafı çekimiyle sona erdi.
Panelde yapılan değerlendirmeler, 28 Şubat sürecinin yalnızca siyasi bir müdahale değil; ekonomik, toplumsal ve kurumsal etkileri uzun yıllara yayılan bir dönem olarak ele alınması gerektiğini ortaya koydu. Akademisyenler, geçmişten çıkarılacak derslerin demokrasi ve hukuk devleti ilkelerinin güçlendirilmesi açısından önem taşıdığına dikkat çekti.
Kaynak: Haber Merkezi