Lazer epilasyon ve cilt yenileme protokollerinde mevsimsel zamanlamanın, tedavi başarısını doğrudan etkilediği bilimsel verilerle kanıtlandı. Özellikle melanin pigmenti üzerindeki termal etkileşimler nedeniyle, dermokozmetik prosedürlerin kış aylarına kaydırılmasının tıbbi bir zorunluluk olduğu ifade edildi.
Lazer cihazları, kıl kökündeki veya ciltteki melanin pigmentini hedef alarak çalışmakta.
Yaz aylarında bronzlaşmış ciltte artan melanin miktarı, lazer enerjisinin çevre dokular tarafından emilmesine ve dolayısıyla yanık vakalarına sebebiyet verebilmekte.
New York merkezli ünlü dermatolog Dr. Shereene Idriss, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, "Lazer tedavileri için en güvenli tuval, hastanın doğal ve güneş görmemiş ten rengidir" ifadesini kullandı.
Idriss, UV indeksinin düşük olduğu dönemlerde yapılan uygulamaların, post-enflamatuar hiperpigmentasyon (lekelenme) riskini %80 oranında azalttığını belirtti.
Journal of Clinical and Aesthetic Dermatology dergisinde yayımlanan araştırmalar, soğuk hava şartlarının cildin bariyer onarım sürecine destek olduğunu gösterdi.
Çalışmada, düşük hava sıcaklıklarının işlem sonrası oluşan ödem ve kızarıklığı (eritem) daha hızlı yatıştırdığı gözlemlendi.
Harvard Tıp Fakültesi dermatoloji uzmanlarından Dr. Mathew Avram, lazer teknolojilerindeki başarının sadece cihaz kalitesine değil, çevresel faktörlere de bağlı olduğunu dile getirdi.
Avram, kışın cildin daha az terlemesi ve UV maruziyetinin minimuma inmesi sayesinde iyileşme hızının maksimum seviyeye çıktığını aktardı.
Uzmanlar, güneşin dik açıyla geldiği dönemlerde yapılan agresif lazer işlemlerinin ciltte "hipopigmentasyon" denilen kalıcı beyaz lekelere yol açabileceği konusunda uyardı. Bu nedenle, geniş kapsamlı tedavi kürlerinin kışın başlatılıp bahar aylarına kadar tamamlanmasının en sağlıklı yol olduğu kaydedildi.
Kaynak: Haber Merkezi