Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre küresel bir halk sağlığı krizi haline gelen yüksek tansiyon, sessizce ilerleyerek vücudun savunma mekanizmalarını altüst etti. Belirti vermeden yıllarca seyredebilen bu kronik durum, özellikle kalp, böbrek ve beyin gibi hayati organlarda kalıcı tahribatlar meydana getirdi.
KARDİYOVASKÜLER SİSTEMDE YAPISAL BOZULMALAR
Yüksek kan basıncının damar duvarlarında yarattığı sürekli gerginlik, arterlerin esnekliğini yitirmesine neden oldu.
Harvard Tıp Fakültesi'nden kardiyolog Dr. Howard LeWine, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, kontrol altına alınmayan tansiyonun damar sertliğini (ateroskleroz) hızlandırdığını ifade etti.
LeWine, bu durumun koroner arterlerde daralmaya yol açarak kalp kasının beslenmesini engellediğini ve nihayetinde kalp yetmezliği tablosunu tetiklediğini belirtti.
BÖBREK YETMEZLİĞİ VE HİPERTANSİYON İLİŞKİSİ
Hipertansiyonun en ağır darbeyi vurduğu organlardan biri de böbrekler oldu.
Johns Hopkins Üniversitesi Nefroloji Bölümü'nden Dr. Edgar Miller, yüksek basıncın böbreklerdeki kılcal damar ağını deforme ettiğini kaydetti.
Miller, kanı süzme işlevini yerine getiremeyen böbreklerin bir süre sonra protein kaçağına ve son evre böbrek yetmezliğine evrildiğini, hastaların bu süreçte diyaliz ihtiyacıyla karşı karşıya kaldığını vurguladı.
BEYİN SAĞLIĞI VE BİLİŞSEL GERİLEME
Lancet Komisyonu tarafından yayımlanan güncel bir araştırma, orta yaşlardaki yüksek tansiyonun ilerleyen yıllarda demans (bunama) riskini %45 oranında artırdığını ortaya koydu.
Mayo Clinic nörologlarından Dr. Ronald Petersen, beyni besleyen küçük damarların yüksek basınç altında çatladığını veya tıkandığını ifade etti.
Petersen, bu mikro hasarların sadece inmeye değil, aynı zamanda hafıza kaybı ve bilişsel yetilerde ani düşüşlere zemin hazırladığını dile getirdi.
KÜRESEL ÖLÇEKTE TEDAVİ EKSİKLİĞİ
Imperial College London tarafından yürütülen geniş kapsamlı bir çalışma, dünyadaki hipertansiyon hastalarının yarısından fazlasının durumundan haberdar olmadığını kanıtladı.
Uzmanlar, düzenli tansiyon ölçümünün ve sodyum kısıtlamasının hayati önem taşıdığını, aksi takdirde organ hasarlarının kaçınılmaz olduğunu bir kez daha hatırlattı.
Haber: Cansu İşcan / Haber Merkezi