Menopoz, kadın yaşamında biyolojik bir son değil, doğru yönetilmesi gereken fizyolojik bir eşik olarak kabul ediliyor.
Uzun yıllar boyunca güvenlik endişeleriyle tartışılan Hormon Replasman Tedavisi (HRT), güncel klinik veriler ve uluslararası uzman görüşleriyle birlikte modern tıbbın sunduğu en güçlü yaşam kalitesi araçlarından biri haline geldi.
The Lancet ve The New England Journal of Medicine gibi saygın tıp dergilerinde yayımlanan kapsamlı meta-analizler, östrojen seviyelerindeki düşüşün sadece sıcak basmasıyla sınırlı kalmadığını; kemik yoğunluğu, kalp sağlığı ve bilişsel fonksiyonlar üzerinde yıkıcı etkiler oluşturabildiğini kanıtladı.
Araştırmalar, menopozun ilk on yılında başlanan tedavinin, kardiyovasküler sistem üzerinde koruyucu bir kalkan oluşturduğunu ve osteoporoza bağlı kırık riskini %30 ile %50 oranında düşürdüğünü belgeledi.
Konuyla ilgili görüşlerini paylaşan Harvard Tıp Fakültesi'nden Dr. JoAnn Manson, hormon tedavisinin kişiselleştirilmesinin önemine dikkat çekti.
Manson, "Veriler açıkça gösterdi ki; semptomları şiddetli yaşayan ve risk faktörleri düşük olan kadınlar için HRT, sadece konfor değil, aynı zamanda uzun vadeli sistemik bir koruma sağladı" şeklinde konuştu.
Londra King's College'dan Jinekoloji Uzmanı Dr. Paula Briggs ise tedavinin psikolojik boyutuna odaklandı.
Briggs, östrojenin beyindeki nörotransmitterler üzerindeki etkisine değinerek, "Tedavi gören hastalarımızda uyku kalitesinin yükseldiğini, bilişsel bulanıklığın azaldığını ve duygusal stabilizasyonun yeniden sağlandığını gözlemledik" ifadesini kullandı.
Modern tıp uygulamaları, menopoz sürecindeki kadını "hastalıklı" olarak değil, hormonal dengesi değişen bir birey olarak tanımladı.
Düşük dozlu ve yeni nesil biyoeşdeğer hormonların kullanımıyla birlikte, tedavinin yan etki profili minimuma indirgenirken; cilt elastikiyetinden cinsel sağlığa kadar geniş bir yelpazede iyileşme kaydedildi.
Kaynak: Haber Merkezi