Modern toplumun karşı karşıya kaldığı kronik öngörülemezlik, insan beynindeki "savaş ya da kaç" mekanizmasını hatalı şekilde sürekli aktif tutmaya başladı.
Bilimsel araştırmalar, bireylerin somut bir tehlikeden ziyade, ucu açık bekleyişler sırasında daha yüksek kortizol salgıladığını kanıtladı. Özellikle son yıllarda iş gücü piyasasındaki dalgalanmalar ve küresel krizler, klinik ortamda "beklenti anksiyetesi" olarak tanımlanan durumu birincil sağlık sorunu haline getirdi.
Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Harvard Tıp Fakültesi'nden Psikiyatrist Prof. Dr. Luana Marques, belirsizliğin insan zihni üzerindeki etkisini "bilişsel bir boşluk" olarak tanımladı.
Marques, beynin veri eksikliği yaşadığı durumlarda bu boşluğu en kötü senaryolarla doldurmaya meyilli olduğunu, bu durumun da doğrudan panik atak nöbetlerini tetiklediğini ifade etti.
Stanford Üniversitesi bünyesinde çalışmalarını sürdüren nörobilimci Dr. Andrew Huberman ise, vücudun otonom sinir sisteminin belirsizlik anlarında aşırı duyarlı hale geldiğini belirtti.
Huberman, bireylerin nefes darlığı ve çarpıntı gibi fiziksel semptomları "yaklaşan bir felaket" olarak yorumlamasının, basit bir kaygıyı dakikalar içinde tam ölçekli bir panik atağa dönüştürdüğünü vurguladı.
Yapılan geniş çaplı analizler, panik atak vakalarının sadece genetik yatkınlıkla değil, dışsal ve kontrol edilemeyen değişkenlerle doğrudan bağlantılı olduğunu gösterdi:
Faktör
Etki Oranı
Gözlemlenen Sonuç
Ekonomik Belirsizlik
%40 Artış
Finansal kaygı odaklı nöbetler
Bilgi Kirliliği
%25 Artış
Sürekli tetikte olma hali
Sosyal İzolasyon
%30 Artış
Destek mekanizmalarının kaybı
Uzmanlar, panik atakla mücadelede en büyük engelin "kontrolü geri kazanma çabası" olduğunu dile getirdi.
Oxford Üniversitesi'nden klinik psikolog Prof. Dr. David Clark, belirsizliğin bir tehdit olarak algılanmasının durdurulması gerektiğini, aksi takdirde modern insanın bu kısır döngüden çıkmasının güçleştiğini ifade etti.
Kaynak: Haber Merkezi