Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, dünya çapında yaklaşık 422 milyon diyabet hastası bulunurken, bu vakaların önemli bir kısmının tanı almamış olması "sessiz pandemi" endişesini artırdı.
Tıp dünyasında yapılan son araştırmalar, kan şekeri takibinin yalnızca şeker hastaları için değil, metabolik sağlığını korumak isteyen her birey için vazgeçilmez bir uygulama haline geldiğini ortaya koydu.
The Lancet dergisinde yayımlanan kapsamlı bir çalışma, glisemik kontrolün yetersiz olduğu bireylerde kronik böbrek yetmezliği ve görme kaybı riskinin, düzenli takip yapanlara oranla %40 daha fazla olduğunu saptadı.
Araştırma sonuçları, kandaki ani glikoz yükselmelerinin damar duvarlarında kalıcı hasar bıraktığını ve bu durumun mikro-vasküler komplikasyonlara zemin hazırladığını doğruladı.
Harvard Tıp Fakültesi bünyesinde çalışmalarını sürdüren Endokrinoloji Uzmanı Prof. Dr. David Nathan, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, "Glikoz seviyelerindeki kronik dengesizliğin, vücudun tüm sistemlerinde inflamasyona yol açtığı gözlemlendi. Günlük ölçümlerin, birer veri setinden ziyade erken uyarı sistemi olarak kabul edilmesi gerektiğini" ifade etti.
Oxford Üniversitesi Diyabet, Endokrinoloji ve Metabolizma Merkezi'nden Prof. Dr. Rury Holman ise, erken teşhisin önemine dikkat çekerek, "Sürekli Glikoz İzleme (CGM) sistemlerinden elde edilen verilerin, kalp krizlerini önlemede devrim niteliğinde sonuçlar sunduğunu" vurguladı.
Holman, kan şekeri takibinin yaşam süresini doğrudan etkileyen bir parametre olduğunu sözlerine ekledi.
Modern tıbbın sunduğu yeni nesil sensörler ve ev tipi ölçüm cihazları sayesinde, bireylerin kendi sağlık verilerini kontrol etme kapasitesi arttı.
Uzmanlar, açlık ve tokluk şekeri arasındaki farkın analiz edilmesinin, gizli şeker (prediyabet) aşamasındaki hastaların %70'inden fazlasında tam iyileşme sağladığını kaydetti.
Haber: Cansu İşcan / Haber Merkezi