Çok partili seçim sistemine geçtiğimizden buyana 1950-2023 yıllarında yapılan milletvekili genel seçimlerine katılım oranı, yıllara göre dalgalanmalar gösterse de genel olarak yaklaşık %85 civarında seyretmiştir. Seçimlere hiçbir zaman katılmayanlar %5 dolayında olup, geriye kalan %10'u ise kararsızlar oluşturur.
Ekonomik ve sosyal problemlerin ağırlaşarak sürdüğü Türkiye'de yapılan seçim anketlerinde ortaya ilginç sonuçlar çıkmaktadır.
Asal Araştırma tarafından yapılan, "Türkiye Siyasi Gündem Ocak 2026 Araştırması" adlı araştırma, "kararsız seçmen" oranıyla dikkat çekmektedir.
26 ilde 16-24 Ocak 2026 tarihleri arasında önceden hazırlanmış soru formuna bağlı olarak 18 yaş ve üzeri toplamda 2 bin kişiyle yapılan araştırmada, "kararsızlar ve oy kullanmam" diyenlerin oranı yüzde 33,4 olarak bulunmuştur. (Şekil-1)

Kararsızlar böylece en kalabalık seçim grubu oldu.
Kararsızlar dağıtılmadan önce CHP'nin yüzde 23,2 ve AKP ise 21,4 olduğu görülmektedir.
Kararsızlar dağıtıldıktan sonra ise CHP 34,8 ve AKP yüzde 32,1 olarak ölçülmektedir.
AKP'nin ittifak ortağı MHP'nin yüzde 7 ile baraj sınırında kalması dikkatleri çeken bir başka veridir. DEM yüzde 8,4 ve İYİ Parti yüzde 4,9 ve Zafer Partisi yüzde 3,3 oranıyla ankette yer almıştır. Partiler tarafından seçim sonuçları kamuoyuna aktarılırken doğal olarak parti propagandası ön plandadır. Örneğin 14 Mayıs 2023 Milletvekili Seçim sonuçları ile 31 Mart 2024 Belediye Başkanlığı seçim sonuçları karşılaştırılır.
Tablodaki sonuçlar Belediye Başkanlığı seçimlerinde Millet İttifakı içindeki MHP'nin oylarının AKP'ye kaydığı, DEM'in oylarının bazı büyük kentlerde CHP'ni desteklediği (kent uzlaşısı) görülmektedir. (Tablo-1)

Ancak milletvekili seçimleriyle belediye başkanlığı seçimlerini karşılaştırmak yanıltıcıdır. Çünkü başkan adaylarının kişilikleri özellikle küçük nüfuslu kentlerde oy kaymalarını etkileyen baskın bir rol oynar. Milletvekili seçimleri ile il genel meclisi seçimlerinde adaya değil, partiye oy verildiğinden karşılaştırmak daha makul görülür. (Tablo-2)

Bu sonuçlara bakılınca; AKP ve CHP'nin oy oranlarında küçük düşmelere karşın MHP'nin il genel meclislerindeki temsil oranını büyütmek için İYİP ve Zafer Partisinden oy kaydığı görülebilir.
Yukarıdaki Şekil-1'de görülen Asal araştırmasının kararsızlar dağıtılmadan önceki verilerini, 14 Mayıs 2023 Milletvekili seçim sonuçları ile karşılaştırırsak, partilerin son iki yıl içindeki durumlarını daha açık görebiliriz. (Tablo-3)

Durum değerlendirmesi:
AKP açısından: İktidar partisi AKP, serbest piyasa ekonomisinin bütün dünyada genel kabul gören kurallarına tamamen ters, "nas" gibi çağ dışı dinî söylemlere bağladığı ekonomi yönetimi ile yandaş seçmen kitlesinden yeni bir zengin sınıf yaratırken, gelir dağılımı hızla bozulmuş, ülkenin dış borç yükü 550 milyar dolar seviyelerine, yıllık enflasyon ise bütün söylenenlerin aksine dünyadaki en yüksek ilk 5 ülke arasına yerleşmiş; milyonlarca emekli, küçük esnaf, kırsal alandaki üreticiler, çiftçiler açlık sınırındaki gelirleriyle yaşamaya mahkûm edilmiştir. Bu ekonomik sıkıntı kentlerde ahlaki çöküntüye sebep olmakta gasp, hırsızlık, cinayet vb adi suçlarda ve çeteleşmedeki artış yaşam güvenliğini azaltmakta, adaletin benzer suçlar için verdiği çelişkili kararlar, haksız gözaltı ve tutuklamalar adalete olan güveni sarsmaktadır. Bütün bu ekonomik kriz ve adalet yoksunluğu etkisine ek olarak Cumhur İttifakı partilerinin (AKP, MHP, Hüdapar) başlattığı "yeni PKK açılımı, Öcalan'a özgürlük" çalışmaları da eklenince, bunların doğal sonucu olarak AKP 14-15 puanlık oy kaybı yaşamaktadır.
MHP açısından: İktidarın küçük ortağı MHP'nin lideri Devlet Bahçeli tarafından başlatılan "terörsüz Türkiye" söylemi ile başlayan açıklamalar, giderek; Kuzey Irak'ta 30 kadar teröristin silah yakma soytarılığı ile devam etmiş ve ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm, 50 bin vatandaşımızı şehit eden PKK terör örgütü başı Öcalan katiline "kurucu önder" gibi sahte vasıflar eklenerek, "umut hakkı" tanınıp serbest bırakılması hedefine dönüşmüştür. Bolca kullanılan "barış" sözcüğü ile cilalanıp, parlatılan bu girişimi sağlamak üzere Meclis Başkanı'nın girişimiyle Meclis'te bir Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu kurulmuş, komisyonun gizli tutulan çalışmaları kamuoyunda tepkilere neden olmuştur.
ABD Ankara büyükelçisi ve bölge valisi edalı, Epstein dosyalarında adı ve marifetleri ortaya dökülen çocuk tecavüzcüsü, sübyancının (medyamız adama ayıp olmasın diye İngilizce pedofil kelimesini kullanır) "Suriye'de ABD'nin müttefiki SDG'ye artık ihtiyaçlarının kalmadığını" açıklamasından sonra Suriye hükümet kuvvetleri hızlı bir harekâtla YPG/PKK artıklarını DEM Partililerin "özerk Kobani" diye ağlaştığı Ayn El Arab ve Türkiye-Irak sınırındaki Kamışlı bölgelerinde enterne etmesi üzerine, Meclis'teki Komisyon çalışmaları hızını kaybetmiş ve artık sadece Öcalan'a af konusu üzerinde yoğunlaşmıştır.
MHP liderinin, terörsüz Türkiye'den Öcalan'a affa evrilen girişimleri parti tabanında da tepkilere yolaçmış, MHP oy potansiyelinin yarısını kaybetmiştir.
DEM Parti açısından: Suriye'deki SDG/YPG/PKK varlığının arkasındaki Amerikan desteğinin çekilmesiyle yaşanan düş kırıklığı ile uzayan Meclis Komisyonu çalışmalarından beklenen sonuçların arzu edilenlerden uzağa düşmesi, DEM Parti temsilcilerinin, sanki ortada savaş varmış gibi ısrarla "barış, barış" diye yırtındıkları söylemlerinin arkasındaki esas talebin Öcalan'a özgürlüğe dönüşmesi, Türkiye Cumhuriyeti'nin tapu senedi Lozan Anlaşması'na karşı çıkarak, Batı emperyalizminin Sevr taleplerine uygun ayrı devlet kurma istekleri, Türk Milleti ve Atatürk karşıtlıkları DEM'in seçmen kitlesinde de tepkiye neden olmuştur. Böylece yüzde dokuza yaklaşan oy oranı iki yıl içinde yüzde 5'lere gerilemiştir.
İYİ ve Zafer partileri açısından: Kökleri MHP olan bu iki parti; yeni açılım girişimlerine en şiddetli karşı duruş sergilerken, Atatürk ilke ve devrimlerine, Türkiye Cumhuriyeti'nin ulus devlet yapısına sahip çıkan söylemlerine rağmen yeterince büyüme gösterememekte, İYİ parti seçmen kitlesinde kayıplar yaşamaktadır. Bunun en temel sebebi iki partinin birleşmemesi değil, iktidara karşı güçlerini birleştirip ortak bir muhalefet cephesinde buluşmayarak, siyasi mücadelelerinin zayıf kalmasına tabanlarının tepki göstermesidir.
CHP açısından: Son günlerde özellikle Atatürkçü kesimden, antiemperyalist çizgideki merkez sağ, merkez ve sol seçmenlerden CHP'ye yönelik eleştiriler giderek artmaktadır. Eleştirilerin temel nedeni CHP'nin Kürt seçmene yaranmak için "Kürtlere devlet vaadi" ile başlayan, Cumhuriyetimizin kurucusu CHP'nin temel ilkelerinin neredeyse tamamını reddeden bir tavırla, iktidar sorumlularının bile "Türk-Kürt-Arap" söyleminden vazgeçerek "Türk Milleti" demeye başladıkları bir dönemde, CHP yöneticileri söylemlerinde "Türk Milleti" demekten özenle kaçınarak, PKK ve DEM Parti ile aynı tonda bir Kürt sorunu ve eşit yurttaşlık söyleminde bulunmasıdır. CHP'nin bilinçli, kuvvacı tabanı; ülkemizde bir Kürt sorunu olmadığını, emperyalist uşağı bir bölücü Kürtçülük sorunu olduğunu, "eşit yurttaşlık" deyiminin de tamamen bölücülük olduğunu, çünkü Türkiye Cumhuriyeti yurttaşların tamamının zaten eşit olduğunu, bunun en büyük kanıtının CHP ve diğer partilerdeki Kürt kökenli milletvekillerinin varlığı olduğunun bilincindedir.
CHP'nin düzenlediği 80 üzerindeki mitinglere katılan milyonlarca vatandaşın da 'Kürt Sorunu ve eşit yurttaşlık' için değil, Atatürk ilke ve devrimleri, Cumhuriyet ve vatanın bölünmez bütünlüğüne yönelik 'Ayrılıkçı Kürtçülük' faaliyetlerdeki artışlara karşı meydanları doldurmaktadır. Parti aidiyeti gözetmeksizin biraraya gelen milyonların bu duyarlılığı görmezden gelen CHP, kararsız oyların dağıtılmasından sonra birinci parti gibi görünmesine rağmen oy oranın arttıramamakta, parti tabanının tepkisine karşın Meclis'teki 51 üyeli komisyondaki 11 üyesinin hiçbir kararda etkisi olmadığı halde Öcalan komisyonundan çekilmemiştir. Dahası, Öcalan'a "umut hakkı" tanınması konusunda "evet" diyerek (APK+MHP+DEM+Hüdapar)+CHP olarak, Atatürk'ümüzün kemiklerini sızlatmış ve aynı sepette yerini perçinlemiştir!
Kararsızlar ne yapabilir?
ASAL Araştırmasında (Şekil-1) %33,4 olarak görülen kararsızların bileşimi önemlidir. Kararsızlar içindeki %5'lik kesim hiçbir zaman oy kullanmayanlardır. Geriye kalan %28'lik kesim, seçmen oranı azalan partilerden kopanlardan oluşur.
En büyük kopuş %15 dolayında AKP'den ayrılanlardır. AKP seçmeni 1950'den beri CHP'ne oy vermeyen sağ seçmendir. Şekil-1'deki AKP'nin %21,4'lük oy oranın yaklaşık yarısı dinci kemik oylardır. Diğer yarısı ise ticarî ilişkileri nedeniyle AKP'de bütünleşmiş sağ seçmendir. AKP'den kopanlar ise AKP'nin iç çemberinde yer almayan; dindar ama Atatürk ve Cumhuriyetle barışık, vatan sevgisini her şeyin üstünde tutan kesimdir. Bu kesim artık sağ-sol kavramının olmadığı gidebileceği yeni bir merkez oluşum aramaktadır.
Kararsızlara katılanlar; MHP'deki %5, DEM'deki %3 ve %5 CHP ve diğerlerindeki oy kayıplarından kaynaklı şeklinde özetlenebilir.
Yapılması gereken:
Böyle bir kararsızlar tablosu karşısında yapılması gereken ise Meclis'te temsil edilsin veya edilmesin, Atatürk ilke ve devrimlerini, cumhuriyetimizi, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü savunan, bunun için yıllardır bölücü PKK terörüne destek veren ABD ve İsrail emperyalist bloğuna karşı açıkça dik duran bütün siyasi partilerin katılımıyla bir "Türkiye İttifakı" kurmak olmalıdır. Bu ittifak, partilerin birleşmesi veya seçimlere yönelik olmamalıdır. Aksi halde daha başlamadan hüsranla sonuçlanır.
Böyle bir birlik; somut, kolay anlaşılabilir bir program, muhalefet partilerinin yönetimlerinde etkili olamayan tabandaki gerçek Atatürkçüleri parti yönetimlerini uyarmak konusunda cesaretlendirecek, partilerini daha etkili muhalefet yapmaları yönünde zorlayacaktır.
Türkiye İttifakı içinde yer alacak partiler kararsız kitleleri kucaklayacak; mitingler, toplantılar vb ortak eylem birliği yapmalı, her parti lideri önce ortak programı sonra kendi parti programlarına uygun söylemleri dillendirmelidir. Böyle bir ittifak, günümüzün siyasi baskı ortamında sosyal etkileri sınırlanmış, cılızlaşmış olan dernek, vakıf, sendika gibi demokratik kitle örgütlerinin ittifak çatısı altına girmelerini kolaylaştırır. Kararsız kitlelerde yaratılacak güven ile merkeze yöneliş başlayınca, ana muhalefet partisi CHP de tabanından gelecek baskıya dayanamayarak, şimdi uzak durduğu bu ittifak ile güç birliğine katılacaktır. Böyle bir Türkiye İttifakının oy potansiyeli en az %60'lar seviyesinde olup, her türlü seçim hilesini caydırmaya yeterlidir.
Merkezdeki bu birlikteliğin kurulmasındaki çekirdek görev ise daha fazla gecikmeksizin; İYİ Parti, Zafer Partisi, Bağımsız Türkiye Partisi, Adalet Partisi, Doğru Parti ve ATA Parti'ye düşmektedir.
Kaynak: Haber Merkezi