Dünya genelinde her yıl milyonlarca kadını etkileyen yüksek riskli gebeliklerde, erken tanı yöntemlerinin hayati önemi bilimsel verilerle bir kez daha gözler önüne serildi. Özellikle genetik anomaliler ve preeklampsi gibi hayati risk taşıyan durumlarda, ilk trimesterde yapılan taramaların komplikasyon oranlarını dramatik bir şekilde düşürdüğü saptandı.
Son dönemde yapılan klinik araştırmalar, Non-İnvaziv Prenatal Test (NIPT) gibi ileri düzey tarama yöntemlerinin, bebekten anne kanına geçen serbest DNA parçacıklarını analiz ederek %99'un üzerinde bir doğruluk payıyla sonuç verdiğini ortaya koydu.
The Lancet tıp dergisinde yayımlanan kapsamlı bir çalışma, erken tanının sadece fetal sağlığı korumakla kalmadığını, aynı zamanda anne adaylarında gelişebilecek ani tansiyon yükselmelerini ve organ hasarlarını önceden öngördüğünü belgeledi.
Konuyla ilgili görüşlerini bildiren Londra King's College Hastanesi Fetal Tıp Profesörü Kypros Nicolaides, erken tanının tıbbi bir tercihten ziyade bir zorunluluk haline geldiğini belirtti.
Nicolaides, "Gebeliğin 11 ve 13. haftaları arasında gerçekleştirilen detaylı taramalar sayesinde, preeklampsi riskini %90 oranında öngörebildiğimizi ve uygun tedaviyle bu riski minimize ettiğimizi gözlemledik" şeklinde konuştu.
Harvard Tıp Fakültesi Kadın Doğum Uzmanı Dr. Louise Wilkins-Haug ise genetik haritalamanın önemine dikkat çekti.
Wilkins-Haug, "Hücre dışı DNA testleri sayesinde, girişimsel işlemlere gerek kalmadan fetustaki olası riskleri saptadık. Bu durum, gereksiz düşük risklerini ortadan kaldırarak güvenli bir takip süreci sağladı" ifadelerini kullandı.
Yüksek riskli gebeliklerin yönetiminde "altın standart" olarak kabul edilen erken teşhis, sadece fiziksel sağlığı değil, aynı zamanda ailelerin psikolojik sürecini de olumlu yönde etkiledi.
Uzmanlar, düzenli kontrol ve ileri teknolojik altyapının birleşmesiyle, geçmişte "kaybedilebilir" gözüyle bakılan pek çok vakanın günümüzde sağlıklı doğumlarla sonuçlandığını kaydetti.
Kaynak: Haber Merkezi