Gazeteci Yılmaz Özdil, YouTube kanalından yaptığı yayında, küresel pedofili ağı Jeffrey Epstein belgelerinde adı geçen İngiltere Kralı Charles’ın kardeşi Prens Andrew hakkında çarpıcı bir tarihsel bağ kurdu.
Özdil, Andrew’ün ailesinin geçmişine işaret ederek, Anadolu işgaliyle İngiliz kraliyet ailesi arasında dikkat çekici bir soy hattı çizdi.
Özdil’in anlatımına göre, Epstein belgelerinde adı geçen Prens Andrew’ün dedesi, 1919 İzmir işgali sırasında Batı Anadolu’da görev yapan ve aynı ismi taşıyan Yunan Prensi Andrew’dü.
Özdil, Yunan Prensi Andrew'ün, halk arasında “Şeytan Taburu” olarak anılan birliklerin komutanlığını yaptığını ve geri çekiliş sürecinde Anadolu’da sistematik yakma ve imha politikaları uygulandığını ileri sürdü.
Özdil, Yunan ordusunun geri çekilişi sırasında köylerin ateşe verildiğini, sivillere yönelik ağır insanlık suçları işlendiğini ve bu uygulamaların dönemin askeri raporları ile Türk Tarih Kurumu arşivlerinde yer aldığını söyledi.
Bu taburların temel amacının, Türk nüfusu korkutarak göçe zorlamak ve bölgenin demografik yapısını kalıcı biçimde değiştirmek olduğunu vurguladı.
Özdil, Kurtuluş Savaşı sonrasında Yunan Prensi Andrew'ün Yunanistan’da “vatan haini” ilan edildiğini, idama mahkûm edildiğini ancak İngiltere’nin diplomatik müdahaleleri sayesinde cezadan kurtarıldığını hatırlattı.
Yunan Prensi Andrew'ün bu süreçten sonra Fransa’ya sürgün edildiğini ve siyasi olarak tamamen tasfiye edildiğini aktardı.
Yunan Prensi Andrew'ün, Britanya kraliyet ailesinden Prenses Alice ile evli olduğunu belirten Özdil, bu evlilikten doğan oğulları Philip’in daha sonra İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth ile evlendiğini anımsattı.
Bu evlilikle birlikte Yunan Prensi Andrew'ün, İngiliz kraliyet ailesinin doğrudan kayınpederi konumuna geldiğini vurguladı.
Özdil, 1960 yılında doğan Prens Andrew’e, dedesi Yunan Prensi Andrew'ün adının verildiğine dikkat çekerek, “Bugün Epstein skandalıyla anılan Andrew, Anadolu’da insanlık suçlarıyla anılan bir soyun devamıdır” ifadelerini kullandı.
Andrew’ün Epstein dosyalarının ardından askeri rütbelerinin ve kraliyet ayrıcalıklarının elinden alınmasını da bu tarihsel zincirin son halkası olarak değerlendirdi.
Yılmaz Özdil, anlatımının sonunda bunun bir intikam ya da kin söylemi olmadığını vurgulayarak, “Geçmiş kinle taşınmaz ama asla unutulmaz. Gazeteciliğin görevi de tam olarak budur” dedi.
Özdil, özellikle genç kuşakların Kurtuluş Savaşı döneminde Anadolu’da yaşananları ve bu sürecin uluslararası bağlantılarını bilmesinin hayati önem taşıdığını ifade etti.
Kaynak: Haber Merkezi