Birleşmiş Milletler’in yayımladığı son rapor, dünya genelinde su kaynaklarının artık sürdürülemez bir noktaya ulaştığını ortaya koydu. Raporda, küresel ölçekte yaşanan bu sürecin “küresel su iflası” olarak tanımlandığı ve krizin yalnızca çevresel değil, toplumsal ve siyasi sonuçlar da doğurduğu vurgulandı. Uzmanlar su sistemlerinin ne zaman tamamen çökeceğinin öngörülemediğine dikkat çekiyor.
Birleşmiş Milletler raporunda yer alan bulgular, DonanımHaber’den Metin Akpınar tarafından derlenerek kamuoyuna aktarıldı. Rapora göre mevcut eğilim devam ederse, su krizi barış ortamını, toplumsal uyumu ve küresel istikrarı ciddi biçimde tehdit edecek.
Raporun başyazarlığını üstlenen ve BM Üniversitesi Su, Çevre ve Sağlık Enstitüsü’nün başında bulunan Prof. Kaveh Madani, birçok ülkede su sistemlerinin geri dönüşü olmayan bir noktayı geçtiğini belirtti. Madani, suyun uzun süredir doğal yenilenme kapasitesinin üzerinde tüketildiğini, bu nedenle nehirlerin, toprak neminin ve yeraltı su rezervlerinin kendini toparlayamadığını ifade etti.
BM verilerine göre bugün dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 75’i su açısından güvensiz ya da kritik düzeyde riskli bölgelerde yaşıyor. Yaklaşık 2 milyar insan ise yeraltı suyu rezervlerinin çökmesi nedeniyle zemini çöken alanlarda hayatını sürdürüyor.
Raporda dikkat çeken bir diğer başlık, su kaynaklı çatışmalardaki sert artış oldu. 2010 yılında dünya genelinde yaklaşık 20 civarında olan su temelli çatışma sayısı, 2024 itibarıyla 400’ün üzerine çıktı. Aynı dönemde, küresel ölçekte büyük göllerin yaklaşık yarısının 1990’lı yıllardan bu yana ciddi biçimde küçüldüğü tespit edildi.

Rapora göre insanlar tarafından kullanılan tatlı suyun yaklaşık yüzde 70’i tarımsal üretimde harcanıyor. Ancak çiftçiler, giderek azalan ve kirlenen su kaynaklarıyla daha fazla gıda üretmek zorunda kalıyor. BM, küresel gıda üretiminin yarısından fazlasının artık su depolama kapasitesi zayıflayan veya istikrarsız bölgelerde yapıldığına dikkat çekiyor. Bu durum, su krizinin aynı zamanda büyüyen bir gıda güvenliği tehdidine dönüştüğünü gösteriyor.
Türkiye’den örnek olarak Konya Ovası’nda ortaya çıkan yaklaşık 700 obruk, raporda su krizinin en çarpıcı göstergelerinden biri olarak yer aldı.
BM raporuna göre insan faaliyetleri yalnızca suyu tüketmekle kalmıyor, aynı zamanda doğal su depolarını da ortadan kaldırıyor. Son 50 yılda dünya genelinde, Avrupa Birliği’nin yüzölçümüne eşdeğer büyüklükte sulak alan tamamen yok edildi.
Raporda, küresel su yönetiminin köklü biçimde değiştirilmesi gerektiği vurgulanıyor. Buna göre gerçekçi olmayan su çekme haklarının yeniden düzenlenmesi, tarım ve sanayi gibi su yoğun sektörlerin dönüştürülmesi, daha verimli sulama yöntemlerine geçilmesi ve kentlerdeki su israfının azaltılması zorunlu hale gelmiş durumda.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün Standartlaştırılmış Yağış İndeksi (SPI) verileri, Türkiye’de kuraklığın artık geçici değil kalıcı bir sorun haline geldiğini gösteriyor. İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, özellikle iç, güney ve güneydoğu bölgelerde kuraklığın yerleşik hale geldiğini belirtiyor.
MGM verilerine göre İstanbul ve Ankara uzun vadede şiddetli kuraklık eğilimi gösterirken, İzmir ve Bursa gibi kentlerde de benzer bir tablo ortaya çıkıyor. Akdeniz’de Adana ve Antalya olağanüstü kuraklık döngülerine girerken, Konya ve Kayseri çok şiddetli kuraklık sınıfında yer alıyor. Gaziantep ve Diyarbakır ise uzun süreli su stresinin en yoğun yaşandığı iller arasında bulunuyor.

Türkiye’de son 50 yılda 250 gölün 186’sı tamamen kurudu. Kalan göllerin büyük bölümü ise kritik seviyelere geriledi. Aynı dönemde yaklaşık 1,5 milyon hektar sulak alan haritadan silindi. BM raporlarına göre Türkiye, 2030’a kadar şiddetli kuraklık riskiyle karşı karşıya ve ülke topraklarının yüzde 88’i çölleşme tehdidi altında.
Manisa’daki Marmara Gölü, bu yıkımın en somut örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Göl, 2021 itibarıyla yüzey alanının yüzde 98’ini kaybetti. Eğirdir Gölü için yapılan projeksiyonlar ise mevcut koşullar devam ederse gölün 2028’e kadar kalıcı olarak ikiye bölünebileceğini ortaya koyuyor.
Uzmanlara göre Türkiye’de suyun yaklaşık yüzde 77’si tarımda kullanılıyor. Son yıllarda suya bağımlı ürünlere yönelim, kaçak kuyular, baraj projeleri ve madencilik faaliyetleri, su krizini daha da derinleştiriyor. Bir gram altın üretimi için binlerce litre suyun kirletildiği belirtiliyor.
Kaynak: Diğer / Haber Merkezi