Metin KURT


Aranmazsan Hatırlanmazsın

Aranmazsan Hatırlanmazsın


“Aramazsan Unutulursun, Aranmazsan Hatırlanmazsın”

Bir zamanlar, küçük bir şehirde yaşayan biri vardı. Dostları çoktu; kalabalık sofralarda kahkahalar eksik olmaz, telefonları susmazdı. Herkes onun yanında olmak isterdi. Çünkü onun imkânı vardı. Bir gün cebinden çıkan ses, sofralara ses oluyordu. Ne var ki gün geldi, işler sarpa sardı, ticaret ters döndü, o kalabalık sofralardan önce tabaklar eksildi, sonra sandalyeler boş kaldı.

Telefonlar sustu. Eskiden “Bir kahveye bekliyoruz” diyenler, sanki hafızalarını yitirmiş gibi ortadan kayboldu. Hani derler ya; “İnsan darda kalınca gerçek dostunu tanır.” İşte o da öyle tanıdı. Birileri vardı ki hâlâ arıyordu, hâlini soruyordu. Ama çoğu, belki de en kalabalık olanı, sırra kadem basmıştı.

İronik olan şuydu: Eskiden ihtiyaçları olduğunda gecenin bir yarısı bile çalan telefonlar, artık en sessiz gündüzlerde bile çalmaz oldu. Çünkü ortada para yoktu, çıkar yoktu, menfaat yoktu. İnsanların yüzüne taktıkları maskeler düşmüştü.

O gün, o adam anladı ki; aslında hiçbir zaman o kadar da “değerli” olmamıştı. Sadece işi düşenler için “ulaşılabilir”, menfaati olanlar için “hatırlanabilir” biriydi. Bir zamanlar kendini dost bildikleri, aslında çıkar ortaklarıydı.

Ve o da içinden şöyle dedi:
“Eğer biri seni arayıp sormuyorsa, ya paran yoktur… Ya da sana şimdilik ihtiyacı yoktur.”

Bu cümle, onun hayatında dönüm noktası oldu. Çünkü dostluğu parayla ölçülenlerin aslında dost değil, ticaret yaptığına karar verdi. Ve öğrendi: Gerçek dost, insanın hem varlığında hem yokluğunda yanındakidir.