Metin KURT


Gözlerim Yaşardı

Kaybolan Değerler ve Unutulan Gelenekler Üzerine Bir Düşünce


 

Gözlerim Yaşardı: Kaybolan Değerler ve Unutulan Gelenekler Üzerine Bir Düşünce

Eskiden, sokaklarımızda komşularımızla iç içe yaşardık. Küçük büyük herkesin birbiriyle ilgilendiği, dayanışmanın ve paylaşmanın doğal bir parçası olduğu günleri hatırlıyorum. Bir mahallede düğün varsa, herkesin mutluluğa ortak olduğu, cenazelerde ise birlikte ağlanıp acıların paylaşıldığı bir toplumduk. O zamanlar, bir insanın zor zamanında yalnız bırakılmaması, yas tutan bir evin sofrasının boş kalmaması en önemli adetlerimizden biriydi. Ne yazık ki, günümüz modern dünyasında bu güzel gelenekler giderek yok olmaya yüz tutmuş durumda. İnsanlık, ne yazık ki yalnızca geçmiş anılarımızda var olan bir erdem haline geldi.

Eski Zamanlar: Dayanışmanın Gücü

Eskiden her düğünde, her cenazede, mahalleli birbirine kenetlenir, sevinci de acıyı da paylaşırdı. Bir komşu düğün yapacaksa, mahalle olarak herkes elini taşın altına koyardı. Kimisi düğün hazırlıklarına yardım eder, kimisi evde pişirilen yemeği getirir, kimisi de gelin ya da damadın ailesine manevi destek olurdu. Aynı dayanışma, acı günlerinde de gösterilirdi. Bir evin yasına mahalle de ortak olur, yemekler yapılır, o evin yükü paylaşılırdı.

Cenazesi olan eve günlerce yemek taşınır, orada yaşayanlar acılarıyla baş başa kalmasın diye ellerinden tutulurdu. Bu sadece bir jest değildi; bu, toplumsal dayanışmanın, komşuluğun, insan olmanın ne demek olduğunu gösteren bir davranıştı. Çünkü biliyorduk ki acılar paylaştıkça azalır, mutluluklar ise paylaştıkça çoğalır. Ancak ne yazık ki bu değerler, zamanla kaybolmaya yüz tuttu. Artık büyük şehirlerin telaşında, bencillik ve duyarsızlık içerisinde yaşıyoruz. Ne birbirimizin mutluluğunu paylaşabiliyoruz ne de acılarımızda yan yana durabiliyoruz.

Kurtuluş Mahallesi’nde Kaybolan Bir Geleneğe Rastlamak

Geçenlerde Kurtuluş Mahallesi’nde bir cenaze evi gördüm. Birkaç komşunun yardımlaşarak oraya yemek götürdüğüne tanık oldum. Gördüğüm manzara beni çok duygulandırdı. Çocukluğumda gördüğüm, hatta yaşadığım bu güzel geleneklerin bir yansıması gibiydi. Belki eskisi gibi değildi, belki eksikti ama en azından bir çaba vardı. Bu çaba, insanlığın tamamen ölmediğini gösteren küçük bir umut ışığı gibiydi. O gün gözlerim yaşardı, çünkü kaybettiğimizi sandığım bir değeri tekrar görmek, bir nebze de olsa beni umutlandırdı. Ancak bu anı yaşarken, içimde bir burukluk da vardı. Neden bu gelenekleri kaybettik? Neden bu kadar bencil olduk? Neden acılarımızı paylaşmayı, komşularımıza destek olmayı unuttuk?

Toplumun Kayıp Vicdanı

Günümüzde, "insanlık öldü" dediğimiz o anları yaşıyoruz. Bir cenaze evinde, komşularının yalnız bırakılmadığı, bir düğünde herkesin sevinci paylaşmak için çabaladığı o eski günler ne yazık ki geride kaldı. Artık insanlar, bencillik ve bireysellik içinde yaşıyor. Bir komşunun derdine, sevincine ortak olmak bir yana, yan komşunun adını bile bilmeyen bir toplum haline geldik. Teknoloji ilerledikçe, iletişim araçları arttıkça, aslında birbirimizden daha da uzaklaştık. Artık dayanışma yerine rekabet, paylaşma yerine bireysel çıkarlar ön plana çıkıyor.

Toplumumuzun vicdanı ne zaman bu kadar zayıfladı? İnsanların birbirlerine olan sevgisi, saygısı ne zaman kayboldu? Eskiden mahalle arasında koşan çocuklar, oyunlar oynarken şimdi herkes kendi dünyasına kapanmış durumda. Yardımlaşma ruhunu kaybetmiş bir toplum, insanlığını da kaybetmeye başlar. Vicdanlar susarsa, toplum da çöker.

Geri Dönmek Mümkün mü?

Bu kaybolan değerleri geri getirmek imkânsız mı? Elbette değil. Toplumun her bireyi olarak bizler, insanlık değerlerini yeniden hatırlayabilir, dayanışmayı, yardımlaşmayı, komşuluk ilişkilerini yeniden canlandırabiliriz. Bunun için küçük adımlar atmak yeterli olabilir. Belki ilk olarak, yan komşumuza "nasılsınız?" diye sormakla başlamalıyız. Birinin zor zamanında, tıpkı eski günlerde olduğu gibi kapısını çalıp yardım elini uzatmalıyız. Yardımlaşma, sadece maddi destek değildir; bazen bir tebessüm, bir sıcak söz bile insanların yaralarını sarabilir.

Unutmayalım ki insan, yalnız başına var olamaz. Bizleri insan yapan şey, başkalarıyla olan ilişkilerimizdir. İnsanlığı, vicdanı ve dayanışmayı yeniden canlandırmak, herkesin sorumluluğudur. Bu, yalnızca bireyler için değil, toplumun geneli için de gereklidir. Çünkü ancak o zaman daha mutlu, daha huzurlu ve daha adil bir toplum inşa edebiliriz.

İnsanlık, Dayanışma ve Umut

Bugün belki eskiye nazaran bu değerleri kaybetmiş olabiliriz. Ancak her şey bitmiş değil. Kurtuluş Mahallesi’nde gördüğüm gibi, hâlâ bu güzel gelenekleri yaşatmaya çalışan insanlar var. Bu küçük örnekler, toplum olarak yeniden toparlanabileceğimizi, insanlık değerlerimizi geri kazanabileceğimizi gösteriyor. Acılarımızı paylaşmak, mutluluklarımızı çoğaltmak, dayanışma içinde olmak insan olmanın gereğidir. Ve bu değerler kaybolursa, biz de insanlığımızı kaybederiz.

O yüzden gelin, vicdanlarımızı yeniden harekete geçirelim. Birbirimize sahip çıkalım, komşularımızın, sevdiklerimizin yanında olalım. Eski güzel günlerde olduğu gibi dayanışmayı yeniden inşa edelim. Çünkü insanlık, ancak bu şekilde ayakta kalabilir.