Mehmet ŞAHAN (PİR-Î FÂNİ)


MENSUBU OLMAMIZ GEREKEN ÜÇ ŞEY: B) DİL (Geçen haftaki yazının devamı)

MENSUBU OLMAMIZ GEREKEN ÜÇ ŞEY: B) DİL (Geçen haftaki yazının devamı)


MENSUBU OLMAMIZ GEREKEN ÜÇ ŞEY:

A) DİN, B) DİL, C) MİLLİYET

B) DİL (Geçen haftaki yazının devamıdır.)

Dil, ulusların kimlik belgesidir. Bilgiyi ve kültürü oluşturma, yaşatma ve aktarma dil sayesinde olur. O halde; insanı insan, toplumları da millet yapan bağların en güçlüsü dildir.
Dil, kuşaklar arasında ve güncel durumda insanlığın kullandığı bağdır. Bu bağ kültürün taşıyıcısıdır. Bundan dolayıdır ki, dil ve kültür birbirini sürekli etkileyen iki olgudur. Bu iki olgudan herhangi birinde olan değişiklik diğerini de etkiler. Bu da doğal bir süreklilik ve tabii olma durumunu doğurur.
Dil her zaman insan benliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. İnsan zekâsının ve insanda sınırsız olan duygu ve düşünce yeteneğinin sonuçları insanın kendi benliğinin dışına ancak dil ile aktarılabilir. Bu bakımdan dil ile düşünce iç içedir. İnsan dil ile düşünür ve yaşar. Dilin gelişmesi düşünceye, düşüncenin gelişmesi de dile bağlıdır. Bin yıllar boyunca çeşitli medeniyetlerin meydana gelmesi ve gelişmesi dil ile mümkün olmuştur.
İnsanların ve toplumların varlık yokluk meselesi olarak değerlendirilebilecek kültür, tarih ve kimlik kavramlarının hiçbir zaman kesintiye uğramadan olağan akışın sürdürmesi gerekmektedir. Böylelikle zaman ve mekânlar arasında kopmaz bağlar oluşur.

Her toplum için dil önemli bir unsurdur. Çünkü dil, taşıdığı birikim içinde toplumların tarihi, medeni, sosyal, siyasal ve benzeri açılardan yaşamlarını devam ettiren önemli bir unsurdur. Milletlerin maddi ve manevi bütün hususiyetlerine tesir etmesi ve geçmişten bugüne taşınması gibi rollere sahip olarak da en önemli etmenlerin başında gelir. Bu sebeple her millet için diline sahip çıkmak, onu dünya dili haline getirmek ve onu geleceğe taşımak milli bir görev ve sorumluluk olarak kabul edilmektedir. Dil, ancak bu sayede milli değerlerimizden olan kimlik, kültür ve tarihine ait unsurları dünyaya sunabilir, yerelden evrensel konuma taşıyabilir.

Dil, hemen her dönemde hem özgün hem de ortak kültürle sıkı bir ilişki içerisinde olmuştur. İnsanlığın ortak idealleri, geçmiş yaşam tecrübesi ile birlikte, milletlere has gelenekleri, görenekleri ve coğrafyası gibi kültür unsurları da dilinde yaşar. Bu nedenle genel anlamda insanlık ve özel anlamda milletler dili koruma konusunda oldukça hassas ve dikkatli olmak zorundadırlar. 

Tarihte dilsiz yaşamış millet bir yoktur. O hâlde, bir millet olarak yaşayabilmenin yolu dilden geçtiği gibi orijinal bir toplum olmanın yolu da bağımsız bir dile sahip olmaktan geçer.

Dil, bir milletin diğer bir milletten farklı konuşmasıdır. Milletler; duygularını, düşüncelerini, evrendeki bütün varlıkları kendilerine göre seslendirirler. Dil, kendine özgü ahengi ve renkleriyle bir milletin ses dünyasıdır. Millet, sahip olduğu tüm özellikleri dile yansıtır ve bu anlamda dile kendi damgasını vurur.

Dil, bir milletin düşünce sistemini gösterir. İnsan düşündüklerini dile yansıttığına göre bir dil onu kullanan milletin nasıl düşündüğünü, zihninin nasıl çalıştığını ortaya koyar; bu sayede millî düşünce biçimini ortaya çıkarır. Milletlerin hayat görüşleri, düşünce tarzları, zekâ keskinliği, ruh derinliği ve duygu inceliği gibi kendine özgü olan hasletleri o milletin dilinde saklıdır. Atasözleri, özdeyişler bunun en güzel belirtileridir. “Dil, düşüncenin aynasıdır.” sözü bunu anlatır.

Dil; millet için millî benliğin, millî anıların, duyguların ve düşüncelerin, bütün maddi ve manevi değerlerin, buluş ve yaratışların ortak hazinesidir. Bir insan için orijinalliğin ilk şartı nasıl benlikse toplumda da bu benliğin ilk ölçüsü dildir. O hâlde dille bu değerler arasında güçlü bir ilgi ve bağ vardır. 
Dil, milleti oluşturan fertleri birbirine bağlayan bir bağdır. Çünkü ifade aracı olarak dil, en yaklaştırıcı ve kaynaştırıcı bir temel unsurdur.
Dil, millet denilen toplumun en önemli sosyal varlığıdır. Milli kültürün ilk ve en önemli unsurudur. Kültür değerlerinin çoğu dille ifade edilir; dilde ifadesini bulur. Bir başka deyişle bir milletin kültür zenginliği o milletin dilinin zenginliğine bağlıdır. Kendi dilimiz olmadan, kendimize özgü edebiyatımızın, müziğimizin olması düşünülemez.

Atatürk: “Türk dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği nihayetsiz felaketler içinde ahlâkını, ananelerini, hatıralarını, menfaatlerini kısaca bugün kendi milliyetini yapan her şeyi¬nin dili sayesinde muhafaza olduğunu görüyor. Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir.” diyor. 
Ahlâksız, ananesiz, hatırasız, kalpsiz, zihinsiz bir millet yaşayabilir mi? Varlığını sürdürebilir mi?
Hem birey olarak hem de mensubu olduğumuz millet olarak yaşamımızı, kendi öz değerlerimizi bozmadan sürdürebilmemiz için dilin önemini idrak etmek ve gelecek nesillere sağlıklı bir şekilde aktarmak zorundayız. 
Çünkü; dili yaşatmadıkça, milletlerin yaşaması da mümkün değildir.