Sadakat Görmezden Gelinirken, İhanet Ödüllendiriliyor
Sırtınızdan Vuranlara Kucak Açıp, Yanınızda Duranları Neden Unutursunuz?
HERKESE HAK ETTİĞİ KADAR DEĞER
Bir kasaba vardı. İnsanları çalışkan, dostlukları sağlam, sözleri senet gibiydi. O kasabanın yöneticisi ise çevresindekileri iyi dinlediğini sanan, ama aslında en çok alkışlayana kulak veren biriydi.
Yıllar boyunca yanında duranlar oldu. Zor günlerinde susmadan destek verenler… En yalnız anlarında omuz olanlar… Başarıda pay istemeden, başarısızlıkta suç aramadan orada kalanlar… Onlar, “nasılsa bizimle” denilerek hep sona bırakıldı. Davet edilmedi, hatırlanmadı, fikirleri sorulmadı.
Ama bir de başkaları vardı.
Her fırsatta sırtından vuranlar…
Rüzgâr ters estiğinde ilk kaçanlar…
Gizli kapaklı konuşup, meydanda masum görünenler…
Ne gariptir ki kapılar en çok onlara açıldı.
Masalar onlar için kuruldu.
Söz hakkı, yetki ve değer hep onlara verildi.
Çünkü bir yanılgı vardı:
“Nasıl olsa bizimkiler gitmez.”
EN BÜYÜK HATA: SADAKATİ GARANTİ SANMAK
İşte asıl kırılma noktası tam da buradaydı. Sadakat, sonsuz bir kredi gibi görüldü. Oysa sadakat, sürekli beslenmezse susuz kalan bir toprak gibidir. Değer görmeyen bağlılık, zamanla sessiz bir kırgınlığa dönüşür.
İnsan, kendisine sırtını döneni değil;
yanında duranı kaybedince anlar gerçeği.
Çünkü ihanet gürültülüdür, sadakat sessiz.
İhanet bağırır, sadakat bekler.
Ama en çok da sadakat yorulur.
NEDEN HEP YANLIŞ İNSANLAR ÖDÜLLENDİRİLİR?
Çünkü çıkar, ilgiyle karıştırılır.
Çünkü övgü, samimiyet sanılır.
Çünkü gerçekler değil, hoş sözler tercih edilir.
Oysa sürekli eleştiren değil;
uyaran dosttur.
Her dediğinize “evet” diyen değil;
doğruyu söyleyen kıymetlidir.
Yanınızda duranı görmezden gelip, sizi yarı yolda bırakanlara alan açtığınızda; aslında sadece insan kaybetmezsiniz. Güveni, samimiyeti ve yarını da kaybedersiniz.
GEÇ OLAN FARKINDALIK
Kasabanın yöneticisi bir gün uyandı. Etrafında kalabalık vardı ama kimse gerçekten yanında değildi. Alkış vardı ama inanç yoktu. Sözler vardı ama sadakat yoktu.
O gün anladı:
En büyük yanlış, kendisini gerçekten sevenleri “nasıl olsa burada” diyerek yok saymaktı.
Ama bazı fark edişler geç gelir.
Ve bazı insanlar, bir kez kırıldı mı;
bir daha eski yerinde durmaz.
SON SÖZ YERİNE
Bu bir kasaba hikâyesi değil aslında.
Bu; siyasette, bürokraside, iş hayatında, dostluklarda ve hatta aile içinde yaşanan evrensel bir gerçeğin hikâyesi.
Değer, bağırana değil;
sabırla durana verilmelidir.
Bundan böyle;
herkese hak ettiği kadar değer.
Ne fazla, ne eksik.
Çünkü hak edilmeden verilen değer,
eninde sonunda nankörlüğü büyütür.

