Sessiz Çığlık: Aksaray’da İntihar Gerçeği
Son bir yılda Aksaray’da basına yansıyan intihar ve intihar girişimleri, artık “münferit olay” denilerek geçiştirilemeyecek bir noktaya ulaştı. Yerel haber sitelerinde, ajans bültenlerinde ve emniyet-adliye kaynaklı haberlerde sıkça karşımıza çıkan bu vakalar, aslında toplum olarak yüzleşmekten kaçtığımız derin bir sosyal sorunu işaret ediyor.
Her biri bir haber başlığı olarak okunup geçilen bu vakaların ardında; yarım kalan hayatlar, dağılan aileler ve çoğu zaman kimsenin duymadığı sessiz çığlıklar var.
Rakamlar Değil, Hayatlar Konuşuyor
Önce şunu netleştirelim:
Türkiye’de olduğu gibi Aksaray’da da intihar vakalarının tamamı basına yansımaz. Yansıyanlar, buzdağının yalnızca görünen yüzüdür. Buna rağmen son 12 ayda Aksaray’da;
Genç yaşta intihar girişimleri,
Köprüden atlama teşebbüsleri,
İlaçla, ası yoluyla ya da kesici aletle yapılan girişimler
sık sık haber konusu oldu.
Bu vakaların önemli bir bölümünde ortak bir nokta var: çaresizlik.
Neden İntihar Ediliyor?
İntihar tek bir sebeple açıklanamaz. Ancak Aksaray özelinde öne çıkan başlıklar artık çok net.
Birincisi ekonomik baskı.
Artan hayat pahalılığı, borçlar, işsizlik, geçim derdi… Özellikle orta yaş erkeklerde “ailesini geçindirememe” duygusu, ağır bir psikolojik yüke dönüşüyor.
İkincisi psikolojik yalnızlık.
Kalabalıklar içinde yalnız kalan insanlar… Depresyon, kaygı bozuklukları ve ruhsal çöküntü yaşayan bireylerin önemli bir kısmı profesyonel destek alamıyor ya da almaktan çekiniyor.
Üçüncüsü aile içi sorunlar ve sosyal baskı.
Boşanmalar, aile içi şiddet, geçimsizlik ve “el âlem ne der” korkusu, özellikle gençleri içe kapanmaya itiyor. Sorun konuşulmuyor, bastırılıyor. Sonuç ise bazen geri dönüşü olmayan bir adım oluyor.
Bir diğer dikkat çeken unsur ise alkol ve madde kullanımı.
Anlık öfke patlamaları, kontrol kaybı ve pişmanlıkla sonuçlanan girişimler, birçok vakada karşımıza çıkıyor.
Aksaray Tablosu Türkiye’den Bağımsız Değil
TÜİK verileri, Türkiye genelinde intihar vakalarının özellikle erkeklerde ve çalışma çağındaki bireylerde yoğunlaştığını gösteriyor. Aksaray’da basına yansıyan tablo da bu verilerle örtüşüyor. Yani sorun yalnızca yerel değil; ulusal bir ruh hali meselesi ile karşı karşıyayız.
Peki Ne Yapıyoruz? Ya Da Ne Yapmalıyız?
En büyük eksikliğimiz şu: konuşmuyoruz.
Psikolojik destek hâlâ lüks gibi algılanıyor. Belediyeler, kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşları bu alanda daha görünür, daha ulaşılabilir olmalı. Ücretsiz danışmanlık merkezleri, gençlere ve dar gelirli kesimlere ulaşan psikososyal destek mekanizmaları artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Medya ise bu konuda çok daha sorumlu davranmak zorunda. Sansasyonel başlıklar, yöntem detayları, dramatik anlatımlar çözüm üretmiyor; aksine riski artırıyor. Her intihar haberinde yardım hatları ve destek kanalları mutlaka yer almalı.
Okullarda, gençlik merkezlerinde ruh sağlığı eğitimi güçlendirilmeli. “Yardım istemek zayıflık değildir” cümlesi, slogan olmaktan çıkıp hayatın parçası haline gelmeli.
Son Söz Yerine
Aksaray’da yaşanan her intihar vakası, sadece bir adli dosya değildir.
Bir annenin, bir babanın, bir evladın yarım kalan hikâyesidir.
İntihar önlenebilir.
Ama bunun için önce görmezden gelmekten vazgeçmeliyiz.
Sessiz çığlıkları duymadan, bu şehir gerçekten huzurlu sayılabilir mi?

