Bir çocuğun telefon ekranına düşen küçük bir kalp işareti…
Bir yorum…
Bir takip isteği…
Hepsi bu kadar.
Ailelerin çoğu için sıradan görünen bu dijital temas, aslında organize suç yapılarının kurduğu dev ağın ilk halkası olabiliyor.
TBMM’de kurulan Suça Sürüklenen Çocuklar Araştırma Komisyonu’nda emniyet birimlerinin yaptığı sunum, artık tehlikenin sokak aralarında değil, çocuklarımızın avuçlarının içinde dolaştığını net biçimde gösterdi.
Çeteler eskisi gibi mahallede eleman aramıyor.
Kapı çalmıyorlar.
Aracı göndermiyorlar.
Doğrudan ekrana düşüyorlar.
Yöntem basit ama etkili.
Lüks arabalar.
Villalar.
Para desteleri.
Silahlarla verilmiş “güç” pozları.
Arka planda rap müzik.
Dizilerden tanıdık sert karakterler.
Mesaj açık:
“Bu hayata sen de sahip olabilirsin.”
Özellikle kimlik arayışı yaşayan, kendini görünmez hisseden ya da ekonomik olarak yoksunluk yaşayan çocuklar için bu vitrin inanılmaz cazip.
Çünkü orada güç var.
Orada ait olma hissi var.
Orada hızlı yükselme vaadi var.
Ve en önemlisi: Bedeli gösterilmiyor.
Emniyet yetkililerinin anlattığına göre ikinci aşama temas.
Paylaşımı beğeniyorlar.
Yorum yapıyorlar.
Mesaj atıyorlar.
Çocuk için bu, önemsenmek demek.
Bir süre sonra iletişim daha kapalı alanlara taşınıyor: Telegram, WhatsApp, Discord grupları…
Artık içerisi dışarıdan görünmüyor.
Burada bağ kuruluyor.
Sadakat inşa ediliyor.
Görev veriliyor.
Ve çocuk, çoğu zaman bunun geri dönüşü olmayan bir yol olduğunu fark ettiğinde iş işten geçmiş oluyor.
Belki de en tehlikelisi bu.
Cezaevine girenleri terk etmiyor görüntüsü veriyorlar.
Ölenleri kahraman ilan ediyorlar.
Mezarları kutsallaştırıyorlar.
Bir çocuğun zihninde şu cümle yer ediyor:
“Başına ne gelirse gelsin, arkanda bir güç var.”
Oysa gerçek hayatta çoğu zaman olan şu:
Önce kullanılıyorlar, sonra unutuluyorlar.
Birçok anne baba çocuğunun odasında, evinde, yanında olduğunu düşünüyor.
Ama aslında kimlerle temas halinde olduğunu bilmiyor.
Yeni kullanılan semboller…
Anlamı bilinmeyen el işaretleri…
Birden değişen konuşma dili…
Gizlenen uygulamalar…
Bunların hiçbiri tesadüf değil.
“Benim çocuğum yapmaz” cümlesi ise maalesef en büyük savunmasızlık.
Çünkü bu ağlar özellikle
iyi çocukları,
temiz çocukları,
yakalanmayacak profilleri seçiyor.
Telefonu almak çözüm değil.
İnterneti kesmek de değil.
Çocuk ilk fırsatta yeniden bağlanıyor.
Asıl ihtiyaç olan şey:
👉 konuşmak
👉 anlamak
👉 takip etmek
👉 güven ilişkisini kaybetmemek
Çocuk ailesine anlatamıyorsa, başkası mutlaka anlatacak bir hikâye buluyor.
Ve o hikâye çoğu zaman suçla bitiyor.
Bugünün suç örgütleri bağırmıyor.
Görünür olmaya çalışmıyor.
Algı yönetiyor.
Hayal satıyor.
Dijital dostluk kuruyor.
Sonra o hayalin faturasını çocuğa ödettiriyor.
Anne babalar için mesele artık şu:
Çocuğunuz kaç saat telefonda diye sormak değil,
o saatlerin içinde kiminle olduğunu bilmek.
Çünkü bazen bir beğeni,
bir ömürlük karanlığın başlangıcı olabiliyor.