Berat Kandili’ni geride bıraktık.
Türkiye’nin dört bir yanında camiler doldu, dualar yükseldi, kandil simitleri dağıtıldı. Sosyal medyada boy boy fotoğraflar paylaşıldı; avlularda kalabalıklar, minarelerde mahyalar, yüzlerde “bir gecelik” bir huzur…
Peki sonra ne oldu?
Ramazan’a bir adım daha yaklaşırken, kendimize sormamız gereken asıl soruyu sormadan mı geçtik bu geceden?
Biz neyi unuttuk milletçe?
Kandiller; yalnızca takvim yapraklarında işaretli geceler miydi?
Yoksa kendimize çeki düzen verdiğimiz, kırdığımız kalpleri hatırladığımız, kul hakkını düşündüğümüz, “Ben neredeyim?” diye sorduğumuz duraklar mıydı?
Bugün kandil geceleri çoğu zaman;
Bir fotoğraf karesi,
Bir sosyal medya paylaşımı,
Bir tepsi simit,
Bir “etiket” konusu…
Halbuki kandil, süslenmekten önce arınmaktı.
Kalabalıktan önce hesaplaşmaktı.
Bugün Türkiye’de gündem ne?
Memur maaşı kaç lira olacak?
Emekli geçinebilecek mi?
Asgari ücret yetiyor mu?
Elbette bunlar hayati meseleler.
Elbette insanın sofrası, kirası, çocuğunun rızkı konuşulacak.
Ama hiç şunu sorduk mu:
Sadece cebimizi mi konuşur olduk, kalbimizi ne zaman susturduk?
Maaş artışlarını tartışırken;
Komşuluk nereye gitti?
Paylaşma kültürü ne zaman zayıfladı?
İhtiyacı olana “Allah versin” deyip geçmeyi ne zaman alışkanlık haline getirdik?
Eskiden Ramazan;
Aynı tencereden kaşık sallamaktı,
İftar saatinde kapıyı çalan misafirdi,
Fakirin hâlini sormadan sofraya oturmamaktı.
Şimdi ise:
Gösterişli iftar masaları,
İsrafla yarışan sofralar,
Aç olanı değil, fotoğrafı düşünen bir anlayış…
Bu toprakların bir mayası vardı.
Adına örf dedik, adet dedik, töre dedik.
Büyük küçüğe sahip çıkardı.
Küçük büyüğün sözünü dinlerdi.
Utanmak erdemdi, edep değerdi.
Bugün soralım:
Milli bilinç sadece bayramlarda mı hatırlanır oldu?
Değerlerimiz sadece nostaljik birer hatıra mı artık?
Kandil gecesi cami önünde fotoğraf çektik.
Peki yetimin başını okşadık mı?
Simit dağıttık.
Peki haksızlık karşısında susmaktan vazgeçtik mi?
Dualar ettik.
Peki kul hakkından gerçekten korktuk mu?
İşte asıl mesele burada başlıyor.
Ramazan sadece aç kalmak değildir.
Ramazan;
Nefsi terbiye etmektir,
Dili tutmaktır,
Gönlü temizlemektir,
Hesap vermeye hazırlanmak demektir.
Sofralar dolu ama kalpler boşsa,
İftar var ama adalet yoksa,
Teravih var ama merhamet eksikse…
O zaman Ramazan takvimde vardır, hayatta yoktur.
Bu yazı bir serzeniş değil sadece.
Bir hatırlatma.
Kendimize, evimize, sokağımıza, ülkemize…
Ramazan’a bir adım kala;
Simidi değil vicdanı,
Fotoğrafı değil niyeti,
Gösterişi değil samimiyeti çoğaltalım.
Belki o zaman bu ülke, sadece ekonomik rakamlarla değil;
ahlakıyla, merhametiyle ve milli bilinciyle yeniden ayağa kalkar.