Bir dostum, geçen gün markete gitmiş. Kasadan geçerken pos makinesi yerine şarjlı matkap çıkarsalar şaşırmazmış. Fiyatlar uçmuş, raflardaki etiketler adeta NASA projesi gibi… "Bu ay aya gidiyoruz galiba" diyerek kasiyere espri yapmış. Kasiyer ise öyle yorgun bakmış ki, "Abi biz burada yer çekimiyle savaşıyoruz" demiş.
Türkiye'de yemek kültürü deyince akla zengin sofralar gelir ama o sofralar artık televizyon dizilerinde kaldı. Gerçek hayatta menemen, ekmek arası peynir ve çay üçlüsüyle günü kurtarmaya çalışan milyonlar var. Sabah kahvaltısı; çay, simit, belki bir zeytin… Öğlen yemeği, tost ya da mercimek çorbası. Akşam ise makarna krallığı hüküm sürüyor.
Bir zamanlar "etli ekmek" dediğimiz şey, artık ekmeğin üzerine konan salçalı bir hayal oldu. Tavuk bile zengin işi. Kasap vitrininde tavuk butuna göz kırpan vatandaşlar, "Bu ay seni alamam ama gelecek ay bakarız" diyerek hayallerini dondurucuya kaldırıyor.
Peki, bu durumun arka planında ne var? Hayat pahalılığı ve ekonomik zorluklar derken toplumun büyük bir kısmı karın doyurmak ile beslenmek arasındaki farkı unuttu. Karın doyurmak, günü kurtarmak; beslenmek ise sağlıklı ve dengeli bir yaşam sürmek anlamına geliyor. Ancak gelir düzeyi düştükçe, insanların tercihi mecburen karın doyurmaktan yana oluyor.
Diyetisyenlerin önerileri sosyal medyada süslü tabaklarla sunuluyor. "Avokadoyu dilimleyin, üzerine organik bal gezdirin" deniyor. Ancak markette avokadonun fiyatını gören vatandaş, "Biz bu avokadoyu mumyalayıp duvara mı asalım?" diyerek yerine salatalık alıyor.
İşin bir de çocuk boyutu var. Okullarda beslenme çantaları eskiden börek, meyve ve sütle doluyken, şimdilerde simit, poğaça ve meyve suyu kutularıyla sınırlandırılmış durumda. Çocuklar sadece fiziksel değil, zihinsel olarak da iyi beslenmeli diyoruz ama cebimiz bu görüşe pek katılmıyor.
Tarım ülkesi olan Türkiye, aslında kendi kendine yetebilecek bir ülke. Ancak tarım arazileri azalıyor, üretim maliyetleri artıyor. Küçük çiftçiler iş bırakıyor, büyük üreticiler ithalata yöneliyor. Sonuç? Patatesin kilosu altınla yarışıyor.
Biraz mizah, biraz gerçeklik derken işin özüne gelelim. Beslenme, bir insan hakkıdır. Sağlıklı gıdaya erişim, lüks olmamalı. Fiyatları düşürmek, üretimi desteklemek ve tüketiciye kolaylık sağlamak için daha çok çalışmalıyız.
Bir gün raflara bakarken, "Yok mu daha ucuzu?" diye sormak yerine, "Bunun kalitesi nasıl?" diye sorabileceğimiz günler dilerim.
Afiyetle, dostlar…