İlhami İNCEÖZ

Tarih: 03.02.2026 18:41

Kuru Otlardan Tarihi Heykel Yapmak: ‘’Aksaray - Nevşehir Kıyaslayıcıları!’’

Facebook Twitter Linked-in

Kuru Otlardan Tarihi Heykel Yapmak: ‘’Aksaray - Nevşehir Kıyaslayıcıları!’’

‘’Giriş yapmak, yazıda kolay değildir!’’ der, usta yazarlar. Bunu ben de alır şöyle tamamlarım, evlerin, mahallelerin, köylerin, şehirlerin girişinden, giriş yapmak bile kolay değildir! Yanında, insanların kalbine nasıl girileceğini, özüne nasıl girileceğini, gözüne nasıl girileceğini yaşadıkları aslan ini, söyler bize. Bir haneye girişin de önemi vardır, siz fark etmeseniz bile, bir şehre girişin de yeri ve önemi vardır, bir şehrin girişinin de, estetik ve kültürel olarak o şehir halkı için elbet büyük bir önemi vardır. Kapısında Malaklı heykeli ile bekleyen şehrin insanları, şehre yeni giriş yapan misafirlerine, merkeze yaklaştıkça sıcaklığını, iyiliğini, merhametini, konukseverliğini hissettirebilmelidir. 

Aksaray’ı tanıtmak için didinen yürekleri güzel, gönülleri fedakar insanların emekleri, eserleri destek görmelidir. Eski başkanlarımızdan Ahmet Kadıoğlu’nun söylemiyle, Aksaray için taş üstüne taş koyan her kim varsa ruhları şâd olsun! Hala didinenlerin de her daim Allah yardımcısı olsun, emeklerini zayi etmesin.

Bankalar caddesi 23 Nisan 1974

 

Akkoyunlu Uzun Hasanın Fatih’ten istediği şehirlerden birisi de Aksaray’dı.  Uzun hasan Fatih’e yazdığı mektupta Trabzon ve Kapadokya bölgesinin kendisine verilmesi karşılığında Osmanlı ile savaşmayacağını söylüyordu. Ama Fatih’in cevabı kesin ve net oldu. ‘’Baharda savaşa hazırlan, haber verilmedi deme…’’

1472 Sonrası Aksaray Hakkında…

Aksaraylılar tarihini en yakın dönemlerde değil, en uzak çağların karanlık köşelerinde aramalıdır. Dört bir yanı ören, höyük, kalıntılarıyla dolu Aksaray topraklarında, pek çok medeniyetin izleri bulunmuştur. Açılmadık, erişilmedik nice hazineler vardır. M.Ö.10 binli yılların ötesine uzanan tarih yolculuğunda yerleşim yeri olarak, kimliğini ortaya koyabilmiş bir Aksaray şehri mevcuttur. Volkanik Hasan Dayı’mız bile tarihte volkanik patlamalarıyla yer almıştır.

1983 Belediye önü

Her çağda ve her medeniyette, Aksaray bir geçiş noktası, bir koloni ya da uzun bir rotanın önemli duraklarından sadece biri konumunda bulunmuştur. En basit örneği, çeşitli dönemlere ait ilkçağ buluntuları ve Aksaray’ın belirli noktalarında, ilk Selçukluların yaptırdığı hanların kurulduğu yerler, bizlere bunu gösterir.

Yani en basit anlatımı ile millet ve medeniyetlerin birbirine erişmesinde köprü noktalarından biridir şehrimiz. Aynı bilginin şehre ulaşan her hakim güç için, özellikle -M.Ö.3000-1500 ile M.Ö.1500-M.S.300 dönemleri arasında- kültürel bir miras olarak devam ettiği görülür. Bu çağ buluntularına yukarıdan yani haritadan işaretleyerek baktığınızda, Aksaray’ın farklı mecralarının merkeziyet elde ettiği, günümüz şehir konumundan çok civara yayılmış, dağınık ama konumuna göre belirli oranda ve önemde işlek belli noktaları olan, bir şehirden çok yerleşik üslerden meydana gelen bölge birlikteliği olarak göze çarpar.

Anadolu’da yapılan ilk medreselere bakıldığında 1150-1350 yılları arasında Aksaray’da göze çarpan ve önemli sayılabilecek tek eser Zinciriye Medresesi olur. Yapılan diğer aynı dönem eserlerine baktığınızda da aynı şekilde sayı hep bir-üç adeti geçmez. Camiler de öyledir, hanlar da öyledir, kaleler de öyledir. Bu da civara göre hem nüfus, hem yerleşim şekli, hem önem ve hem ihtiyaç olarak Aksaray’ın durumu hakkında bize bazı ipuçları verir. Aksaray o dönemlerde de, henüz tam anlamıyla göz dolduran bir şehir konumunda değildir. Öyle ki dağınık yerleşim noktalarından oluşan ya da mecburen bir bağla bu noktaların bağlanmasıyla soyut bir şehir alanı-sınır haritası çizilmiş, dönem dönem bu noktalar tek isimle toplanabilmiş, dönem dönem de ayrı ayrı önemde noktaların öne çıkmasıyla, farklı belirleme usulleri kaydedilmiş, adına (en son olarak) Aksaray denilmiş gibidir. Bunun böyle olmasının en büyük etkeni de nüfus oranıdır.

Volkanik Hasan Dayı’mız, 1907, G.Bell arşivinden.

Aksaray’ın siyasi ve idari bağlı olduğu ve kendisine aynı şekilde bağlanan, noktaları, köyleri, kazaları incelediğinizde de aynı sonuca çıkılır. Şehrimizin ve günümüz Niğde, Konya, Kayseri üçgeninde Aksaray’a doğru yönde, yakın civarı ele alındığında, Anadolu’daki her kargaşada, her istilada, her siyasi veya idari yeni gelişmede ve her çöküşte, her yükselişte, hem kıtlıkta, hem bollukta, hem huzurda, hem savaşta hayatta kalmak adına, kendi varlığını devam ettirebilmek için oynadığı roller, bize neden bir türlü gelişmediğine, büyüyemediğine yahut Konya ya da Kayseri kadar büyük medeniyetlerin merkezi konumuna gelemediğine dair ipuçları verir. 

Bu Aksaray’ın hor görüldüğü, umursanmadığı ya da önemi olduğu halde önemsizleştirildiği anlamına gelmez. Coğrafya ve toprak yönünden önemi, yerleşim noktalarının stratejik değeri, konumu, nüfusu ve kültürel veya başka fonksiyonlardaki yapısı gibi pek çok nedenden ötürü, şehir olarak döneminde gördüğü ilgi ve yaklaşımın büyük oranlarda değişiklik göstermesine ancak örnek olarak verilebilir. 

Dönem dönem Anadolu coğrafyasında yaşanan siyasi karmaşa ve kargaşaların Aksaray’ın yanı başında olup bitmesi tabiidir ki bizi de etkileyecek. Konya, gelişmiş büyümüş ama yanında Aksaray gibi çoğu dönem aynı kaderi yaşayan Karaman çoğu zaman aynı seviye de değildir. Ya da aksi durumlarda söz konusudur. Konya gözden değilken Karaman gözdedir. Bu Karaman’ın değerini de, Konya’nın değerini de düşürmez. 

Yine Niğde, Aksaray gibi ne küçük ne de büyük bir şehirdir. Her yönden aynı seviyede kıyaslanacak nicelik ve niteliklere sahiptir. Hadi biz cezalandırıldık her dönem, Niğde’ye ne oldu? Nevşehir’e ne oldu? Karaman’a yahut Kırşehir’e ne oldu da hemen hemen çoğu şeyde, hep aynı seviyelerde kaldılar… İş bilmeyen tarihçiler ya da çok bilenler, Nevşehir’i New York gibi anlatıyor. Cezalanmada, hor görülmede özellikle de, Aksaray ile kıyaslarken… 

Nevşehir’de Kapadokya namını ya da Damat İbrahim’i bir kenara koyduğunda konuşulan ne kalıyor ki? Başkent miymiş Selçuklu’da, Osmanlı’da? Bakımlı mamur veya bayındır olması, oranın kendi halkıyla da ilgili bir durum değil midir? İlla birilerinin ceza ya da ödül vererek bir şehri imar etmesi mi gerekmektedir. Böyle olmadığı için mi bizim, gelişip kalkınmamış olmamız hep bir hor görülmeye, ötelenmeye doğru yönlendirilerek anlatılıyor. Herkesin aklına ilk önce kötü vakalar geliyor. Halt yemişiz de bu hallere düşmüşüz, düşürülmüşüz kanısına götürüyor bu da dinleyenleri… Ama gerçekler öyle değil… Artık anlamalıyız bunu…

Nevşehir’in Kapadokya’sı sarraf elinde taş iken zümrüte dönüşmüş. Yılların emeği ile Nevşehir dünyaca tanınır hale gelmiştir. 1900 yılında Nevşehir’i bırak Avrupalı birini, Amerikan başkanı dahi tanımıyordu. Ne oldu da bunca gelişti, büyüdü. Padişahların, Cumhurbaşkanlarımızın hepsi mi ödül verdi onlara? Nevşehir Hollywood’da filmlere sahne oluyor, mekan oluyor. En ünlü oyuncuları bile film çekmeye buraya geliyor. Devlet başkanları mı bunu ayarlıyor torpil geçmek için? Turizm de kendini aşmış bir şehirdir Nevşehir. Sanayisi de, turizmi de, ekonomisi de çoğu yönüyle Kapadokya’ya bağlı. Kıyaslama yapıldığında Aksaray’ı küçümsemek için midir nedir, Nevşehir aldı başını gitti, Aksaray yerinde sayıyor, diyeni bol görürsünüz. Turizm yatırımlarıyla 50 ya da az-çok otel sahibi olan bir şehir, ne oluyor ki, torpille tarihte zirve koltuğuna mı oturuyor? Bu onun her dönem ödüllendirildiğini mi ispat ediyor. Niğde’yle Aksaray’la yarışıp bizi solladığını mı ifade ediyor? Nevşehir’in coğrafyadaki konumuyla Aksaray’ın ki bir değil. Haritadaki yüzölçümünden dolayı da bir değil. Civardaki illerin günümüz gelişmişliği yahut dönem dönem geride yaşanmış bakımlı, mamur, bilinir tanınır olması bizim atıl, cezalanmış, ötelenmiş olduğumuzun da zaten asla ispatı olamaz.

Kuru ottan tarihsel heykeller yapmaya gerek yok…

 

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —