Mehmet ŞAHAN (PİR-Î FÂNİ)

Tarih: 26.01.2026 12:22

MENSUBU OLMAMIZ GEREKEN ÜÇ ŞEY: A) DİN

Facebook Twitter Linked-in

MENSUBU OLMAMIZ GEREKEN ÜÇ ŞEY:

A) DİN, B) DİL, C) MİLLİYET

 A) DİN 
a) İman, b) İhlas c) Amel

b) İHLAS:

Sözlükte; “arınmak, saflaşmak, kurtulmak” manasındaki hulûs/halâs kökünden türetilmiştir.   İhlas kelimesi, terim olarak; “ibadet ve iyilikleri riyadan ve çıkar kaygılarından arındırıp sadece Allah için yapmak” demektir. 
İhlas, bir kalp amelidir ve Allah da kalbi temayüllerine göre insana değer verir. 
"O, sizin suret, şekil ve dış görünüşlerinize değil, kalplerinize ve kalbi temayüllerinize bakar." (Müslim, Birr, 33) 
Din açısından ise iman, ibadet, itaat, ahlâk, amel ve dua gibi her türlü dinî görevleri, halkın övme ve beğenmesini, yerme ve kınamasını düşünmeksizin sırf Allah için iyi ve halis bir niyetle yapmak, şirk, nifak, gösteriş ve duyurma gibi şâibelerden uzak durmak, söz, fiil ve davranışlarında samimi ve dosdoğru olmak demektir. 
İslâmî konularda ihlas; daha geniş olarak şirk ve riyadan, bâtıl inançlardan, kötü duygulardan, çıkar hesaplarından ve genel mânada gösteriş arzusundan kalbi temizlemeyi, her türlü hayırlı faaliyete iyi niyetle yönelmeyi ve her durumda yalnızca Allah’ın rızasını gözetmeyi ifade eder. 
Kur’ân-ı Kerîm’de hulûs kökünden çeşitli kelimeler hem sözlük hem terim anlamında yer almaktadır. On yerde geçen “muhlisîne lehü’d-dîn” ifadesindeki ihlas kavramı; “yalnızca Allah’a yönelip O’na kulluk etme, O’na güvenip O’ndan dilekte bulunma, sadece Allah’ın dinini tanıyıp din konusunda kendini Allah’a adama, Tevhid inancının saflığını bâtıl itikatlarla zedelemekten sakınma, saf dindarlık” şeklinde hem şirke hem riyaya zıt bir anlam taşır. 
Yine Kur’an’daki “ibâdullāhi’l-muhlasîn” ifadesi, “Allah’ın yardımına mazhar olup hâlis dindarlığa ve hidayete ulaştırılmış kullar” mânasına gelmektedir (Taberî, XIV, 33).
İhlâs kavramı hadislerde de dinî ve ahlâkî bir fazilet olarak sık sık geçmektedir. Çeşitli vesilelerle Allah rızası için ihlasla amel etmenin önemini ve faziletini vurgulayan Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimiz duada ihlaslı olmayı öğütlemiş, ihlaslı bir kalple iman etmiş kişinin ahiret kurtuluşuna ereceğini müjdelemiş, kendisi de “Yâ rabbi! Beni sana karşı ihlaslı bir kul yap” şeklinde dua etmiştir.
Fıkıh kitaplarında ibadetlerin abdest, niyet, tekbir, kıraat gibi zahirî şartları yanında bir de huşû, hudû ve ihlâs kavramıyla ifade edilen bâtıni şartlarının bulunduğu belirtilmektedir. 
Abdestsiz kılınan namaz geçerli sayılmayacağı gibi ihlâssız eda edilen ibadetin de makbul olmadığı belirtilmekle birlikte bu konu daha çok tasavvuf ve ahlâk kaynaklarında ele alınmıştır.   Sûfîlere göre ibadetin ruhu ihlastır. İhlâssız amelin de amelsiz ihlasın da kula bir faydası yoktur; bununla beraber ihlâssız amel amelsiz ihlastan daha kötüdür. Çünkü her şeye değer kazandıran ihlastır. Çok ibadetle değil ibadetteki ihlasla kurtuluşa erileceğini söyleyen sûfîler insanın ihlâslı ve samimi olmasını, ancak ihlâslı olduğunu iddia etmemesini bir ilke olarak benimsemişlerdir. 
Doğruluğun özel bir şekli olarak görülen ve bazan niyet anlamında kullanılan ihlâs insanın ruhunda son derece gizli bir niteliktir, hatta o bir sırdır. Nitekim kutsî bir hadiste “İhlâs sırlarımdan bir sırdır, onu sevdiğim kulumun kalbine tevdi ederim” buyrulduğu söylenir.
İhlas, Allah tarafından temiz kalplere bahşedilmiş, azları çok eden, sığ şeyleri derinleştiren ve sınırlı ibadeti taati sınırsızlaştıran öyle sihirli bir kredidir ki; insan, onunla dünya ve ukba pazarlarında en pahalı nesnelere talip olabilir ve onun sayesinde alemin sürüm sürüm olduğu yerlerde hep elden ele dolaşır. İhlasın bu sırlı gücünden dolayıdır ki, Allah Rasülü (sas), 
"Dini hayatında ihlaslı ol, az amel yeter." (Münavi, Feyzul Kadir, I, 216)
"Her zaman amellerinizde ihlası gözetin, zira Allah, sadece amelin halis olanını kabul eder." (Münavi, Feyzul Kadir, I, 217) buyurarak, amellerin ihlas yörüngeli olmasına tembihte bulunur. İhlas, kul ile Allah arasında bir sırdır ve bu sırrı Allah, sevdiklerinin kalbine koymuştur. 
 Cüneyd-i Bağdâdî’ye göre ihlâs o kadar gizlidir ki; melek onu bilmediği için sevap hanesine yazmaz, şeytan bilmediği için bozamaz, nefis bilmediği için şımarmaz. Böyle olunca başkaları bir yana ihlâslı olduğunu kişinin kendisi bile kesin olarak bilemez, onun için de nefsini daima denetim altında tutması gerekir. Tasavvuf kaynaklarında ihlasla feyiz ve ilham arasında bir ilgi kurulduğu görülmektedir. Kırk gün ihlâslı olmayı başaran bir kulun kalbinden fışkıran hikmetlerin dilinden döküleceği inancı bu ilgiyi göstermektedir.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —