Türkiye’de siyaset uzun süredir garip bir paradoks yaşıyor. İktidar yıpranıyor deniliyor, ekonomik sıkıntılar konuşuluyor, toplumsal gerilim artıyor… fakat aynı anda muhalefetin bu tabloyu avantaja çeviremediği yönünde güçlü bir kanaat büyüyor.
Bu kanaati yüksek sesle dile getiren son isim Ercan Gökçe oldu. Üstelik kelimelerini seçerek değil, tam tersine sertleştirerek konuştu. Çünkü belli ki ona göre nazik uyarı dönemi çoktan bitmiş.
Gökçe’nin çıkışının özeti şu: Zayıf muhalefet, iktidarın sigortasıdır.
Demokrasilerde muhalefet yalnızca seçim zamanı hatırlanan bir aktör değildir. Günlük siyasetin denetleyicisidir. İktidarı hata yapmaktan alıkoyan basınçtır. Alternatif üretir, umut inşa eder, yön gösterir. Eğer bunlar yapılmıyorsa ortaya çıkan boşluğu doğal olarak iktidar doldurur.
Sorun da tam burada başlıyor.
Gökçe’nin en sert eleştirisi muhalefetin önceliklerine. Ona göre ülkede ekonomik kriz, adalet tartışmaları, gençlerin gelecek kaygısı gibi devasa başlıklar dururken, toplumun geniş kesimlerine değmeyen sembolik tartışmalar öne çıkarılıyor.
Mezar başındaki görüntüler, kıyafet polemikleri, kültürel gerilimler…
Seçmen ise şunu soruyor:
“Benim hayatıma değen ne var?”
Cevap zayıf kaldıkça güven de zayıflıyor.
Gökçe’nin “iktidar radikalleşiyor” tespiti aslında yeni değil. Siyaset biliminde sıkça dile getirilen bir görüş vardır: Etkili muhalefet yoksa iktidar sertleşir. Çünkü onu frenleyecek, maliyet üretecek bir güç hissedilmez.
Muhalefetin dağınık görüntüsü, rekabeti artırmak yerine rahatlatıcı bir etki yaratır.
Bu da demokrasinin doğasına aykırı bir rahatlıktır.
Belki de en kritik cümle şu: “Milletin umudunu kırıyorsunuz.”
Seçmen her zaman mükemmeli aramaz. Ama ciddiyet görmek ister. Hazırlık görmek ister. İktidar alternatifi olabilecek bir kadro, bir vizyon, bir ortak akıl görmek ister.
Bunu göremediğinde sandıktan önce zihninde kararını verir.
Evet, kullanılan dil sert. Hatta birçok kişiye göre kırıcı. Fakat Türkiye’de siyaset çoğu zaman tam da böyle anlarda silkelenmiştir. Bazen rahatsız eden sözler, konforlu suskunluktan daha işlevseldir.
Gökçe’nin çıkışı bu yönüyle bir öfke patlamasından çok, “Artık toparlanın” çağrısı olarak okunabilir.
Muhalefetin önünde hâlâ zaman var mı? Var.
Ama siyaset, sonsuz kredi veren bir alan değil.
Ve seçmenin sabrı, tahmin edilenden daha hızlı tükeniyor.
