Bazen bir cümle, bir insanın bütün biyografisinden daha fazla şey anlatır.
Bazen tek bir söz, yılların emeğini yerle bir eder.
“İnsanı güzel yapan yüzdür, yüzü güzel yapan gözdür; ama insanı insan yapan ağzından çıkan sözdür…”
Bu sadece edebi bir ifade değil; bir medeniyet ölçüsüdür. Bir karakter turnusolüdür. Ve açık konuşalım: Bugün sınıfta kaldığımız yer tam da burasıdır.
Hiç olmadığı kadar vitrin çağındayız.
Kamera önünde kusursuz makyajlar, filtreli yüzler, özenle seçilmiş cümleler…
Ama mikrofon uzatıldığında dökülen kelimelere bakın.
Öfke.
Hakaret.
Aşağılama.
Kibir.
Şunu net söyleyelim: Üslup bozulmuşsa, zihniyet de bozulmuştur.
Dil çürümüşse, değerler de çürümeye başlamıştır.
Bir toplumun ahlak seviyesi, en çok kriz anındaki diliyle ölçülür. Biz ise en küçük fikir ayrılığında birbirimizi linç etmeye hazır bir ruh hâline sürükleniyoruz.
Bu normal değildir.
Bu masum değildir.
Bu sürdürülebilir hiç değildir.
Eleştiri demokrasinin oksijenidir.
Ama hakaret çürümenin habercisidir.
Bugün birçok kişi, kabalığı “dürüstlük”, hoyratlığı “samimiyet”, kırıcılığı “netlik” zannediyor. Oysa gerçek güç bağırmakta değil, kelimeyi tartarak kullanmaktadır.
Çünkü söz ağızdan çıktıktan sonra artık sizin değildir.
Toplumundur.
Etkisindedir.
Sonucundadır.
Bir babanın çocuğuna söylediği aşağılayıcı bir cümle yıllarca silinmez.
Bir yöneticinin hoyrat bir açıklaması piyasayı sarsar.
Bir siyasetçinin kutuplaştırıcı dili toplumu ikiye böler.
Kelime küçüktür ama etkisi büyüktür.
Toplum dediğimiz yapı görünmez bir bağla ayakta durur: Güven.
Güven ise nezaketle beslenir.
Adaletli sözle güçlenir.
Tutarlı ifadeyle kök salar.
Sürekli sertleşen, aşağılayan, yaftalayan bir dil; güveni kemirir. Güvenin olmadığı yerde ise hiçbir sistem sağlıklı işlemez.
Ekonomi mi düzelecek?
Önce dil düzelecek.
Siyaset mi normalleşecek?
Önce üslup normalleşecek.
Aile mi huzur bulacak?
Önce evin içindeki kelimeler değişecek.
Bir insanın diploması olabilir.
Makamı olabilir.
Serveti olabilir.
Ama ağzından çıkan söz saygısızsa, bütün o sıfatlar anlamsızlaşır.
Gerçek kalite ses tonunda değil, içerikte saklıdır.
Gerçek asalet pahalı cümlelerde değil, temiz niyettedir.
Unutmayalım:
Yüz yaşlanır.
Göz görmez olur.
Ama söz hafızada kalır.
İnsan, geride bıraktığı kelimelerle hatırlanır.
Belki de yeniden şuradan başlamalıyız:
Konuşmadan önce düşünmekten.
Eleştirmeden önce tartmaktan.
Yargılamadan önce anlamaktan.
Çünkü insanı gerçekten insan yapan şey; görüntüsü değil, gücü değil, gürültüsü değil…
Sözüdür.
Ve bu toplumun en acil ihtiyacı; daha yüksek ses değil, daha yüksek ahlaktır.